Hicrî Dördüncü Senenin Diğer Mühim Bazı Hâdiseleri
İçkinin Haram Kılınması
İçki, Hicret'in 4. yılında, Benî Nadîr Yahudilerinin yurtlarından sürgün edilip çıkarıldıkları sırada haram kılınıp yasaklandı.
İçki, üç safhada inen ayetlerle haram kılındı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Medine'ye teşrif ettikleri zaman Müslümanlar arasında da içki içiliyor, kumar oynanıyordu.
Peygamber Efendimiz gelince, ondan içkinin ve kumarın hükmünü sordular. O sırada Hz. Ömer de, "Yâ Rabbi! İçki hakkında bize, açık ve kesin bir beyanda bulun!" diye dua etti.
Bunun üzerine, Müslümanlardan bir kısmı zararından dolayı içkiyi bıraktı, bir kısmı ise içmeye devam etti.
Ancak içenler arasında bu arada bazı nâhoş durumlar meydana geldi. Hatta ashaptan biri, akşam namazını kıldırırken, kıraati yanlış ve ters mana çıkacak şekilde karıştırdı.
Hz. Ömer tekrar, "Allahım! İçki hakkında bize açık ve kesin bir beyanda bulun!" diye dua etti.
Bunun üzerine Müslümanlar, "Yâ Resûlallah! Biz, namaz vakti yaklaşınca içki içmeyiz!" dediler.
Peygamber Efendimiz, onlara cevap vermeyip sustu.
Haliyle, Müslümanlar arasında içki içenlerin sayısı da bir hayli azaldı.
Namaz kılınacağı zaman da, Resûl-i Kibriya Efendimizin emriyle, "Hiçbir sarhoş namaza yaklaşmasın!" diye nidâ edilirdi.
Buna rağmen Müslümanın biri akşamleyin içki içip namaza geldi.
Hz. Ömer tekrar, "Allahım! İçki hakkında bize açık ve kesin bir beyanda bulun!" diye dua etti.
Bundan sonra Müslümanlar, "Artık içkiden, kumardan vazgeçtik Rabbimiz!" dediler.
Bu emri duyan Müslümanlar, evlerinde bulunan bütün içkileri derhal döktüler. Dökülen içkiler, Medine sokaklarında sel gibi aktı.
Hz. Zeyneb bint-i Huzeyme'nin Vefatı
Peygamberimizin zevcesi Hz. Zeyneb, İslamiyetten önceki devirde, yoksul ve muhtaçlara çok acıdığı, şefkat ve merhametli davrandığı, onlara devamlı yemekler yedirdiği ve sadakalar verdiği için "Ümmü'l-Mesakin [Miskinler, Düşkünler Annesi]" diye bilinir ve yâd edilirdi. Resûl-i Kibriya Efendimizle evliliği Hicret'in 3. yılı Ramazan ayında olmuştu. Hicret'in 4. yılı Rebiülâhir ayı sonunda ise, otuz yaşında iken vefat etti.
Resûl-i Kibriya Efendimiz, namazını kıldırdıktan sonra onu, Bâkî Kabristanı'na defnetti. Efendimizin hayatında Hz. Hatice-i Kübra ile Hz. Zeyneb'den başka zevcesi vefat etmemiştir!
Hz. Ali'nin Validesi Fâtıma Hâtun'un Vefatı
Fâtıma bint-i Esed, Nebiyy-i Muhterem Efendimizin amcası Ebû Tâlib'in zevcesi idi. İlk sıralarda Müslüman olmuş ve Medine'ye hicret etmişti. Peygamber Efendimize çocukluğunda büyük hizmetlerde bulunmuştu. Onu çocuklarından daha çok sever ve ihtimam gösterirdi. Peygamber Efendimiz de her zaman onu saygıyla anar, hal hatırını sorar, onu ziyaret ederdi.
İşte, yüksek ahlâk sahibi bu İslam kadını, Hicret'in 4. yılında Medine'de Hakk'ın rahmetine kavuştu. Resûl-i Kibriya Efendimiz, ona olan sevgi ve saygısından dolayı, "Bugün, annem vefat etti" dedi.
"Ebû Tâlib'ten sonra bu kadıncağız kadar bana iyiliği dokunan bir başka kimse olmamıştır. Ona, cennet elbiselerinden giydirilsin diye gömleğimi kefen olarak giydirdim! Kabir hayatı kendisine mülâyim ve kolay gelsin diye de kabirde yanına uzandım."
"Allah, sana merhamet etsin ve hayırla mükâfatlandırsın!
Allah, sana rahmet etsin, ey annem! Sen, benim annemden sonra annem idin! Kendin aç durur, beni doyururdun! Kendin giymez, beni giydirirdin! En iyi nimetlerden nefsini alıkoyar, bana tattırırdın! Bunu da ancak Allah rızâsını ve ahiret yurdunu umarak yapardın.
Allah ki diriltendir, öldürendir; Hayy ve Kayyûm'dur O!
Allahım! Annem Fâtıma bint-i Esed'i af ve mağrifet et; ona hüccet ve delilini anlat; onun kabrini genişlet!
Ben Resûlünün ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için, duamı kabul buyur, ey merhametlilerin en merhametlisi olan Yüce Allah!"
Peygamberimizin Torunu Hz. Hüseyin'in Dünyaya Gelişi
Hicret'in 4. yılı Şâban ayında, Resûl-i Ekrem Efendimizin torunu, Hz. Ali'nin ikinci oğlu Hz. Hüseyin, Hz. Fâtıma'dan dünyaya geldi.
Doğumunun yedinci gününde, Peygamber Efendimiz, bu nurtopu torunu için akîka kurbanı olarak iki koç kestirdi; kulağına ezan okuyup ismini koydu ve saçını kestirdi.
Torunu Hz. Hasan gibi, Hz. Hüseyin de Nebiyy-i Muhterem Efendimize benzerdi. Bu her iki torunu için Efendimiz, "Allahım! Ben, bunları seviyorum; sen de sev bunları..." diyerek dua etmiştir.[4]
"Yâ Resûlallah, sen onları çok mu seversin?" diye sorunca, Peygamber Efendimiz şu karşılığı vermişti:
"Nasıl sevmiyeyim ki? Bunlar, benim, dünyada kokladığım iki reyhanımdır!"
Zeyd b. Sâbit Hazretlerinin, Arap, İbranî ve Süryanî Yazısını Öğrenmesi
Zeyd b. Sâbit (r.a.), Hicret'ten önce Evs ve Hazreç kabileleri arasında Buas Günü vuku bulan çarpışmalarda babasının ölmesiyle yetim kalmıştı. O sırada altı yaşında idi.
Resûl-i Kibriya Efendimiz, Bedir'de esir alınan Kureyş müşriklerinden malî durumu fidye-i necat ödemeye müsait olmayan her birisinin, ensar çocuklarından on çocuğa iyice okuma yazma öğrettiği takdirde serbest bırakılacaklarını bildirmişti. İşte, Zeyd b. Sâbit de, o zaman okuma yazma öğrenmiş olan ensar çocuklarındandı.
Hz. Zeyd b. Sâbit, son derece zeki idi.
Bunun üzerine, Hz. Zeyd, on beş gün içinde İbraniceyi öğrendi; hatta onda maharet sahibi oldu. Resûl-i Kibriya Efendimiz, bundan sonra Yahudilere bir şey yazacağı zaman, onu Hz. Zeyd'e yazdırır, Yahudilerden gelen yazıları da ona okuturdu.[6]
Yine bir gün, Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hz. Zeyd'e, "Süryanîce güzelce okuyup yazabilir misin? Çünkü bana, Süryanîce yazılar geliyor" dedi.
Hz. Zeyd cevaben, "Hayır, iyi okuyup yazamam" deyince, Peygamber Efendimiz, "O halde, sen onu iyice öğren" buyurdu.
Bu emir üzerine Hz. Zeyd b. Sâbit, on yedi günde Süryanîceyi öğrendi.[7]
Hz. Osman'ın Oğlu Abdullah'ın Vefatı
Hz. Osman, Habeşistan'a hanımı Hz. Rukiyye ile birlikte hicret etmişti. Orada bir çocukları dünyaya gelmiş ve ismini Abdullah koymuşlardı.
Abdullah altı yaşında bulunduğu sırada bir horoz yüzünü gözünü gagaladı. Yüzü gözü şişti. Fena halde hastalandı. Bu hastalıktan kurtulamayarak da Hicret'in 4. senesi Cemaziyelevvel ayında vefat etti.
Bu torununun cenaze namazını bizzat Peygamber Efendimiz kıldırdı. Kabrine ise, onu, babası Hz. Osman indirdi.[8]
"Allah Teâlâ, kullarından, merhametli ve yufka yürekli olanlara rahmet eder!"
[1] Bakara, 219.
[2] Nisâ, 43.
[3] Mâide, 90-91.
[4] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 661.
[5] Taberî, Tarih, c. 3, s. 42; Ahmed İbn Hanbel, Müsned, c. 5, s. 186.
[6] Ebû Dâvûd, Sünen, c. 2, s. 286; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 67-68.
[7] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, c. 5, s. 182.
[8] İbn Sa'd, Tabakat, c. 3, s. 53-54.
