Safer Ayı
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananların üzerine olsun.
Safer ayına girmiş bulunuyoruz. Safer ayı, bazı felâketlerin sıklaştığı bir zaman dilimi, binaenaleyh uğursuz bir ay olduğu söyleniyor. Bu hususta bir açıklama yapar mısınız?
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Safer, kameri ayların ikincisinin adıdır. Resmi vesikalarla hususî mektuplarda ve takvimlerde "Saferu'l-hayr" şeklinde yazılır ve (s) rumuzuyla gösterilirdi. Bilindiği gibi kamer (ay)ın doğuş ve batışına tabi olan ay hesabına "kamerî aylar" denilmektedir ki şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîu'l-evvel, Rebîu'l-ahir, Cemaziye'l-evvel, Cemaziye'l-ahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz haram ayların: "Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb" ayları olduğunu belirtmiştir. Araplar daha İslâmiyet gelmeden önce Haram ay denilen bu ayları kutsal tanır ve bu aylarda savaştan, yağmacılıktan kaçınırlardı.
Çünkü müşrik de olsalar, inanç ve yaşantılarında "Hak Din"den kalıntılar vardı. Haram aylara hürmet, Kâbe'yi tavaf etmek ve hac yapmak gibi. Tabii bütün bunlar da tahrif edilerek, aslından uzaklaştırılarak yapılıyordu. Aslında bütün batıl dinler, hep "Hak Din"den uzaklaşma neticesinde oluşmuşlardır. Hiçbir batıl din, birileri tarafından kurulmamıştır. Bu bakımdan dinimizi, olduğu gibi dosdoğru öğrenmek ve yaşamak mecburiyetindeyiz.
Araplar her yıl kendi adetlerine göre gelip hacceder, ALLAH'a iman ile putlara tapmayı birbirine karıştırıp içinden çıkılmaz garip bir inanç sistemi meydana getirirlerdi. Ama her şeye rağmen mal ve can güvenliği yoktu. Mekke'ye hac mevsiminde gelebilmek bile başlı başına bir problem idi. O yüzden kabile reisleri hac aylarından olan Zilkade ile Zilhicce'de bir de onu izleyen Muharrem'de savaşmayı kaldırırlar ve bu ayları hürmetli sayıp kesinlikle uyulmasında ısrarla dururlardı. Böylece uzak yerlerden hac için gelenler bu üç ayda hem ibadetlerini yerine getirirler, hem de güven içinde evlerine dönme imkanı bulurlardı.
Cahiliyye Devrinde Safer Ayı
Cahiliyye devrinde, birbiri ile çarpışmaya ve talana alışmış olan Araplara fasılasız üç ay güvenlik ve sulh içinde yaşamak çok ağır geliyordu. Onun için Hz. İbrahim (a.s.) ve Hz. İsmail (a.s.)'dan beri devam ede gelen bu tertibi canlarının istediği gibi bozmaya, mesela Muharrem ayındaki haramlığı Safer ayına çevirmeye, diğer haram ayları da ileri geri götürmeye başladılar.
Böylece, Muharrem'in haramlığını Safer ayına tehir ediyorlardı. Maksatları ardarda gelen üç haram ayı ikiye indirmek, üçüncüyü bir ay geriye bırakmaktı. Çünkü üç ay üst üste, savaşmak, yağmalamak ve öldürmek gibi alışkanlıklardan uzak kalmak onlara zor geliyordu.
Cenâb-ı Hak, onların bu "nesi" tatbikatlarını "küfürde artış" olarak değerlendirmiştir.
Veda Haccında Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz ayların o sene tam yerini bulduğunu açıkladı.
Binaenaleyh, Safer ayının uğursuzluğu hakkında söylenenlerin asıl menşei işte bu cahiliyye devri davranışlarıdır. Öyle ya! Bir adamın yurdunda ve ailesi yanında rahatça oturmasını ve dağda, bayırda serbestçe gezip-dolaşmasını değiştiren, şehirlileri gurbete çıkarıp bedevilerden bir kısmını savaşa gönderen, bir kısmını da sakınmaya, korunmaya, korkmaya mecbur eden bir ay; uğursuz sayılmaz da ne yapılır? İşte Arabistan çöllerinde meydana gelen bu hadiseler, Safer ayının "Saferu'l-hayr" diye vasıflandırılmasına rağmen uğursuz sayılmasına sebep olmuştur.
Hadis-i şerifte geçen "Safer" iki şekilde te'vil edilmiştir:
Bundan maksat: "Safer ayı"dır. Yukarıda da izah edildiği gibi, Cahiliyyet devrinde Araplar Nesi' usûlüne göre, Muharrem ayının haram ay oluşunu Safer'e naklederlerdi. Ve bu sûretle Safer, haram aylardan sayılırdı. Resûlü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bunu da men edip: "Artık Safer ayı için hürmet yoktur!" Buyurmuştur.
Safer karında yaşayan bir takım kurtlardır. Câhiliyet devri itikatlarından biri de budur. Araplar karın boşluğunda yılana benzeyen bir hayvanın yaşadığına, insan acıktığı zaman o hayvanın heyecanlanıp, çok defa sahibini ısırıp öldürdüğüne inanırlardı. Hatta bunu uyuz hastalığından daha bulaşıcı sayarlardı.
İşte Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, "Yok" diye buyurmakla her iki manaya gelen Safer'in batıl ve asılsız olduğunu belirtmektedir.
Cahiliyye Devrinin Batıl İnançları
Bir yolcunun sefere çıktığı sırada önünden bir kuşun uçması uğursuzluk sayılırdı ve böyle bir durumla karşılaşan yolcu yolculuğundan vaz geçerdi.
Hâme, baykuştur. Bu kuşun bir evin üzerine konup da ötmesinin uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Bugün bile cahil halk arasında böyle bir endişe vardır.
Cahiliyye Araplarının inancına göre Gûl, tenha ve ıssız çöllerde insana değişik suretlerde görünerek yolunu şaşırtır, sonunda onu helâk eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bunların aslının olmadığını, cehalet devri Araplarının batıl inançları arasında yer aldığını bildirmiş ve bunlara itibar edilmemesini öğütlemiştir.
Safer Ayında Nikah Meselesi
Çünkü "Safer" lûgatta boş demektir. Dilimizdeki Sıfır kelimesi de buradan gelir. Araplar bu ayda birbirlerine yağmada bulunurlar ve evlerini eşyadan hâli ve boş (Safer) bırakırlardı. Bu sebeple yağma ayına Safer denmiştir.
İşte bu hadis-i şerif ile, Safer ayının uğursuz kabul edilmesi men olunmuştur. Çünkü Safer ayının diğer aylardan hiçbir farkı yoktur. Diğer aylar zamanın bir dilimi olduğu gibi Safer ayı da zamanın bir dilimidir.
Bu batıl akide cahil halk arasında yaşamakta ve Safer ayında nikah yapmanın uğursuzluk getireceğine inanılmaktadır. Bu batıl inancı yıkmak için İslâm alimleri mücadele etmişler, hatta pek çok alim özellikle bu ayda nikah kıymışlardır.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bu hurâfevi fikrin izâlesine fiilen de çalışmıştır. Bu bakımdan Safer ayında evlenilmez, yoksa devam etmez; Safer ayında doğan çocuklar uğursuz olur v.b. inanışlar tamamen batıldır, hurafedir.
Safer ayının uğursuz olduğu, nikah yapılmaz, yolculuğa çıkılmaz gibi inanışlar tamamen asılsızdır, batıldır ve hurafedir. Zamanın her anı Allah'ındır ve O'nun takdirine bağlıdır. Müslüman, her zaman Allah'a tevekkül etmeli, O'ndan başka hiçbir şeyden uğursuzluk beklememelidir.
[1] Tevbe Sûresi, 9/36
[2] Tevbe Sûresi, 9/37
[3] Buhari, Tefsir (9) 8, Müslim, Kasame: 29, Ebu Davud, Menasik: 67
[4] Buhari, Tıp: 19
[5] Ebu Davud, Tıp: 24, No:3914
[6] Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, 3/89-90