Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananların üzerine olsun.
Yemen'de Âd kavmine gönderildi.
Yemen'de bulunan Âd kavmine gönderilen peygamber. Nûh aleyhisselâmın oğlu Sâm'ın neslindendir. Bir ismi de Âbir olup, lakabı Nebiyyullahtır. Kur'ân-ı kerimde ismi bildirilen peygamberlerdendir. Yemen'de Aden ile Umman arasında bulunan Ahkâf diyârında doğup yetişti. Çocukluğundan itibaren Allahü teâlâya ibâdet etmekle meşgul oldu. Ara sıra ticâretle de uğraşan Hûd aleyhisselâm, gayet şefkâtli ve çok cömertti.
A'raf Suresi 65
وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا ۚ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۚ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Ve ilâ 'âdin eḫâhum hûdâ, qâle yâ qavmi'budû'llâhe mâ lekum min ilâhin ġayruh, e fe lâ tetteqûn.
"Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik. (Hûd:) 'Ey kavmim! Allah'a ibadet edin. O'ndan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ O'ndan korkmuyor musunuz?' dedi."
Âd Kavmi ve Peygamberlik Görevi
Nûh tûfânından sonra torunlarından biri olan Âd, Yemen'de Hadramut civârında Ahkâf denilen yerde yerleşti. Âd'ın neslinden gelen insanlar çoğalarak büyük bir kavim oldular. Bunlara Âd kavmi denildi. Bulundukları belde bereketli bir yerdi. Bağlar, bahçeler her tarafı sarmış ve İrem bağları diye meşhur olmuştu.
Oğulları, malları, davarları ve muhteşem sarayları vardı. Güçleri, kuvvetleri, boyları ve cüsseleri ile meşhur olan bu insanlar, servetlerinin ve maddi güçlerinin çokluğuna bakarak azdılar ve doğru yoldan, dinlerinden ayrıldılar. Yeryüzünde büyüklük tasladılar. Allahü teâlâyı unuttular ve çeşitli putlara tapmaya başladılar.
Hûd aleyhisselâm kavmini doğru yola kavuşturmak için tebliğ vazifesine başladı. Onları putlara tapmaktan, zulüm ve günahlardan tövbe ederek vazgeçmeye ve Allahü teâlâya şükür ve ibâdete çağırdı. Fakat Âd kavminin insanları, Hûd aleyhisselâmı dinlemeyip, ona karşı kaba ve inkârcı davrandılar.
Hud Suresi 50
وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا ۚ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۖ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا مُفْتَرُونَ
Ve ilâ 'âdin eḫâhum hûdâ, qâle yâ qavmi'budû'llâhe mâ lekum min ilâhin ġayruh, in entum illâ mufterûn.
"Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik. (Hûd:) 'Ey kavmim! Allah'a ibadet edin. O'ndan başka ilâhınız yoktur. Siz ancak iftira ediyorsunuz' dedi."
Hud Suresi 52
وَيَا قَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً إِلَىٰ قُوَّتِكُمْ وَلَا تَتَوَلَّوْا مُجْرِمِينَ
Ve yâ qavmi'staġfirû rabbekum śumme tûbû ileyhi yursili's-semâe 'aleykum midrâran ve yezidkum quvveten ilâ quvvetikum ve lâ tetevellev mucrimîn.
"'Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin. Sonra O'na tövbe edin ki, gökten üzerinize bol bol bereket (ekinleri yetiştirecek yağmur) indirsin ve kuvvetinize kuvvet katarak sizi çoğaltsın. Günahlarınıza ısrar ederek imândan yüz çevirmeyin.'"
Mucizeler ve İnat
Azgın Âd kavmi, Hûd aleyhisselâma; ''Mûcize getirmeden putlarımızı terk etmeyiz.'' dediler. Hûd aleyhisselâm onlara; ''İstediğiniz mûcize nedir?'' diye sordu. Onlar da ''Rüzgârı istediğin tarafa çevir!'' dediler.
Hûd aleyhisselâm duâ etti. Allahü teâlâ; ''Ne tarafa istersen elinle işâret et!'' buyurdu. O da eliyle işâret edince, rüzgâr istediği istikâmette esmeye başladı. Büyük kayaların toprak olmasını istediler. Hûd aleyhisselâmın duâsı ile bu da oldu. Bu mûcizeleri gördükleri hâlde inanmayıp hırçınlaşarak koyunların yünlerinin de ipek olmasını istediler. Hûd aleyhisselâm duâ etti. koyunların yünü ipek hâline geldi.
Âd kavmi, gösterilen mûcizelere rağmen inanmadılar. ''Sen bizi putlarımızdan ayırmak için mi geldin? Doğru söylüyorsan, haydi bizi tehdit ettiğin azâbı getir de görelim!'' dediler. Hûd aleyhisselâm kavmini imâna dâvete devâm etti. Pek az kimse imân etti. Kavmi ise hakâret edip kendinden geçinceye kadar dövdü.
Hud Suresi 53-54
قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكِي آلِهَتِنَا عَن قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ . إِن نَّقُولُ إِلَّا اعْتَرَاكَ بَعْضُ آلِهَتِنَا بِسُوءٍ ۗ قَالَ إِنِّي أُشْهِدُ اللَّهَ وَاشْهَدُوا أَنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ
Qâlû yâ hûdu mâ ci'tenâ bi beyyinetin ve mâ naḥnu bi târikî âlihetinâ 'an qavlike ve mâ naḥnu leke bi mu'minîn. İn neqûlu illâ'terâke ba'ḍu âlihetinâ bi sû'. Qâle innî uşhidu'llâhe veşhedû ennî berî'un mimmâ tuşrikûn.
"Ey Hûd! dediler, bize açık bir delil getirmedin. Senin sözünle ilâhlarımızı terk edecek değiliz. Biz sana inanmıyoruz. Biz ancak, 'ilâhlarımızdan biri seni kötü çarpmış' diyoruz. (Hûd:) 'Ben Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun ki, ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım' dedi."
Hud Suresi 55-56
مِن دُونِهِ ۖ فَكِيدُونِي جَمِيعًا ثُمَّ لَا تُنظِرُونِ . إِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ رَبِّي وَرَبِّكُم ۚ مَّا مِن دَابَّةٍ إِلَّا هُوَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا ۚ إِنَّ رَبِّي عَلَىٰ صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Min dûnih, fe kîdûnî cemî'an śumme lâ tunżirûn. İnnî tevekkeltu 'ale'llâhi rabbî ve rabbikum, mâ min dâbbetin illâ huve âḫiżun bi nâṣiyetihâ, inne rabbî 'alâ ṣirâṭin musteqîm.
"'O'ndan başkasına tapmam. Haydi hepiniz bana tuzak kurun, sonra da bana mühlet vermeyin! Ben, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, idaresi O'nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç şüphe yok ki, doğru yoldadır.'"
Helak
Kavminin ıslâh olmayacağını anlayan Hûd aleyhisselâm: ''Yâ Rabbi! Sen herşeyi biliyorsun. Ben onlara peygamberliğimi bildirdim. Ey Rabbim! Onlara, ders almalarına vesile olacak bir musibet ver?'' diye bedduâda bulundu.
Hûd aleyhisselâmın bedduâsını kabul buyuran Allahü teâlâ, Âd kavmine önce kuraklık, kıtlık musibetini verdi. Üç sene müddetle akan pınarlar kurudu. Yeşillikler sarardı, soldu. Meşhûr İrem Bağları yok oldu. İnsanlar bir yudum suya, bir parça ekmeğe muhtaç hâle geldiler. Hayvanlar susuzluktan telef oldular. Devamlı olarak bunaltıcı kuru bir rüzgâr esiyordu.
Fussilet Suresi 16
فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي أَيَّامٍ نَّحِسَاتٍ لِّنُذِيقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ۖ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَخْزَىٰ ۖ وَهُمْ لَا يُنصَرُونَ
Fe erselnâ 'aleyhim rîhan ṣarṣaran fî eyyâmin naḥisâtin li nużîqahum 'ażâbe'l-ḫizyi fi'l-ḥayâti'd-dunyâ, ve le 'ażâbu'l-âḫirati eḫzâ, ve hum lâ yunṣarûn.
"Biz onların üzerine, uğursuz günlerde dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Dünya hayatında onlara rezillik azabını tattıralım diye. Âhiret azabı ise daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez."
Hakka Suresi 6-7
وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ . سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
Ve emmâ 'âdun fe uhlikû bi rîhin ṣarṣarin 'âtiyeh. Saḫḫarahâ 'aleyhim seb'a leyâlin ve ŝemâniyete eyyâmin ḥusûmâ, fe terâ'l-qavme fîhâ ṣar'â ke ennehum a'câzu naḫlin ḫâviyeh.
"Âd kavmine gelince, onlar da kasıp kavuran, dondurucu bir rüzgârla helak edildiler. Allah, onun üzerlerine yedi gece sekiz gün ardı ardına esmesini sağladı. O kavmi, sanki içleri boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş görürdün."
Kamer Suresi 19-20
إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ . تَنزِعُ النَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ
İnnâ erselnâ 'aleyhim rîhan ṣarṣaran fî yevmi naḥsin mustemirr. Tenzi'u'n-nâse ke ennehum a'câzu naḫlin munqa'ir.
"Biz onların üzerine, uğursuzluğu devam eden bir günde, dondurucu bir rüzgâr gönderdik. O rüzgâr, insanları, köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu."
A'raf Suresi 72
فَأَنجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا ۖ وَمَا كَانُوا مُؤْمِنِينَ
Fe enceynâhu velleżîne me'ahû bi raḥmetin minnâ ve qaṭa'nâ dâbira'lleżîne keżżebû bi âyâtinâ, ve mâ kânû mu'minîn.
"Nihâyet Hûd'u ve berâberindeki imân edenleri, rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayarak imân etmemiş olanların kökünü kestik."
Sonuç
Hûd aleyhisselâm ve ona imân edenler bu şiddetli kasırgada Allahü teâlâ tarafından muhâfaza edildiler. Kâfirleri helâk eden şiddetli fırtına, onlara serinletici ve rahatlatıcı hafif bir rüzgâr gibi esiyordu.
Hûd aleyhisselâm, Âd kavmi helâk olduktan sonra, kendine inananlarla birlikte Mekke-i mükerremeye gitti. Kâbe-i muazzamanın bulunduğu yerde ibâdet ve taatla meşgul oldu ve orada vefât etti. Kabrinin Harem-i şerif (Kâbe-i muazzamanın etrâfındaki mescit) te Hicr denilen yerde bulunduğu rivâyet edilmektedir. Hûd aleyhisselâm ve peygamber olarak gönderildiği Âd kavmiyle ilgili olarak Kur'ân-ı kerimin A'râf, Hûd, Mü'minin, Fussilet, Ahkâf, Zâriyât, Kamer, Hâkka, Şuarâ ve Fecr sûrelerinde bilgi verilmektedir.