Vedâ Tavafı
Resûl-i Kibriya Efendimiz, sabah namazından önce, Beytullah'a tavaf için gidileceğini ashab-ı kirama ilan etti; daha sonra, Kâbe-i Muazzama'ya gidip Veda Tavafı yaptı.[1]
Medine'ye Dönüş
Resûl-i Kibriya Efendimiz ve ashab-ı kiram, Veda Tavafından sonra, Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvere'ye doğru yola çıktılar. Gadir-i Hum vadisinde konakladılar. Efendimiz orada öğle namazını kıldırdı. Namaz bitince ashabına şöyle hitap etti:
Eğer sadâkatle sarılırsanız, sizi doğru yolda muhafaza edecek iki şey bırakıyorum: Onların birincisi Allah'ın kitabı Kur'an'dır; ki içinde hidayet ve nur vardır. Ona sımsıkı sarılınız! İkincisi de Ehl-i Beytimdir."[2]
Bu sözlerinden sonra Hz. Ali'nin elinden tuttu.
Resûl-i Kibriya Efendimizin yakında ebedî âleme göç edeceğini haber veren yukarıdaki sözleri, ashab-ı kiramı hüzne gark etti. Uğrunda canlarını feda ettikleri, öz nefislerinden daha çok sevdikleri Kâinatın Efendisi, aralarından gidecekti!
Şimdiden adeta kendilerini birer yetim kabul edip gözyaşları döküyorlardı!
Açıklama: Resûl-i Kibriya Efendimizin, biz Müslümanlara bıraktıkları arasında ikinci olarak "Ehl-i Beyt'ini zikretmesi mânidardır. Bu hususta Bediüzzaman Hazretlerinin şu açıklamasını da nakletmemiz yerinde olacaktır:
İşte, bu sırra binaendir ki Kitab'a ve sünnete ittiba unvanıyla bu hakikat-i hadîsiyye bildirilmiştir. Demek, Âl-i Beyt'ten, vazife-i risâletçe muradı sünnet-i seniyyesidir. Sünnet-i seniyyeye ittibaı terk eden, hakikî Âl-i Beyt'ten olmadığı gibi, Âl-i Beyt'e hakikî dost da olamaz."
Medine'ye Varış
Medine görününce, Peygamber Efendimiz üç defa tekbir getirdi. Sonra âdetleri olan duayı yaptı:
Medine'ye girilince, Efendimiz, doğruca Mescid-i Şerif'e vardı. Orada iki rekât namaz kıldıktan sonra hâne-i saadetine döndü.
Bu, Resûl-i Kibriya Efendimizin ilk ve son haccı oldu.
[1] Buharî, Sahih, c. 1, s. 82.
[2] Ahmed İbn Hanbel, Müsned, c. 4, s. 367; Müslim, Sahih, c. 4, s. 1873.
[3] Ahmed İbn Hanbel, a.g.e., c. 4, s. 281, 368, 370; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 633.
[4] Ahmed İbn Hanbel, a.g.e., c. 4, s. 187-189; Ebû Dâvûd, Sünen, c. 3, s. 91.
