Îs Seferi
Kureyş müşriklerine âit bir ticaret kervanının Şam’dan Mekke’ye doğru gitmekte olduğu, Medine’de işitildi.
Peygamber Efendimiz, Kureyş müşriklerini iktisaden güç durumda bırakmak maksadıyla, Hz. Zeyd b. Hârise kumandasında yüz yetmiş kişilik bir süvari birliğini bu kervanı ele geçirmek üzere yola çıkardı.
Mücahitler, İs denilen mevkide Kureyş kervanına rastgeldiler: Kervandaki mallara el koydular, adamları da esir aldılar. Resûl-i Ekrem Efendimizin kerimesi Hz. Zeyneb’in kocası olan Ebu’l-Âs b. Rebî de bu esirler arasındaydı.
Mücahitler, malları ve esirleri Medine’ye getirdiler. Peygamber Efendimiz, malları mücahitler arasında taksim etti.[1]
Ebu'l-Âs'ın Serbest Bırakılması
Ebu’l-Âs, Hz. Zeyneb’e, “Babandan, benim için eman al” diye haber göndererek himâyesini istedi.
Hz. Zeyneb de, onu himâyesi altına aldığını Müslümanlara bildirdi.
Hz. Zeyneb, Resûl-i Ekrem Efendimizden, Ebu’l-Âs’ın ganimet alınan mallarının da geri verilmesini rica etti. Resûl-i Ekrem Efendimiz de bunu mücahitlerden istedi. Mücahitler de, aldıkları malların tamamını getirip ona geri verdiler.
Ebu'l-Âs'ın, Müslüman Olduğunu Açıklaması
Ebu’l-Âs, geri aldığı mallarla Mekke’ye döndü, sahiplerine haklarını teslim etti; sonra, “Ey Kureyşliler! Kimsenin bende malı veya hakkı kaldı mı?” diye sordu.
“Hayır...” dediler. “Yanında hiçbir malımız ve hakkımız kalmadı!”
“Vallahi, yanınıza gelmeden önce, Müslüman olmamı engelleyen tek şey, ‘Mallarımızı götürmek için Müslüman oldu’ diye yapacağınız dedikodudan duyduğum endişeydi. Fakat şimdi mallarınızı teslim etmiş bulunuyorum. Şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki Muhammed, Allah’ın kulu ve Resûlüdür!”[3]
Daha sonra Ebu’l-Âs, Medine’ye İslamiyetle şereflenmiş halde döndü. Peygamber Efendimiz de yine Hz. Zeyneb’i ona verdi.[4]
ABDURRAHMAN B. AVF'IN DÛMETÜ'L-CENDEL'E GÖNDERİLMESİ
Bu tarihte Peygamber Efendimiz, Abdurrahman b. Avf Hazretleri kumandasında yedi yüz kişilik bir birlik hazırladı. Birliğin vazifesi, Dûmetü’l-Cendel beldesi halkını İslamiyete davet etmekti.
“Hepiniz Allah yolunda, Allah’ın ismiyle gazâ ediniz! Kâfirlerle çarpışınız! Ganimet mallarına hıyanet etmeyiniz! Ahdinizi bozmayınız! Öldürdüklerinizin burun, kulak gibi uzuvlarını kesmeyiniz! Küçük çocukları öldürmeyiniz!”[5]
Bir kavimde çirkin hareketler yayılıp açığa vurulunca, şüphesiz, kendilerinden önce geçmiş kavimlerde görülmedik veba, acılar ve ağrılar onlar arasında ortaya çıkar!
Bir kavim, ölçüde, tartıda eksiklik yaptı mı, muhakkak kuraklık ve kıtlık yıllarına, geçim sıkıntısına, hükümdar zulmüne uğrarlar!
Mallarının zekâtını vermeyen kavimlerin, gökten yağan yağmurları kesilir!
Allah ve Resûlünün ahdini bir kavim bozdu mu, muhakkak düşmanları onların üzerine salınır. Onlar da, kavmin el ve avuçlarındakilerden bir kısmını çekip alırlar!
Bir kavmin idarecileri, Allah’ın kitabına uygun hareket etmediler mi, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyi onurlarına yedirmediler mi, o zaman Allah da onların arasına tefrika ve harp sokar!”[6]
Bundan sonra Abdurrahman b. Avf Hazretleri, beraberindeki Müslümanlarla Dûmetü’l-Cendel’e hareket etti. Oraya varınca onları İslamiyete davet etti. Bu davetini üç gün tekrarladı.
Üçüncü günü Hıristiyan olan reisleri Esbağ b. Amr el-Kelbî, İslamiyetle mü­
