6. Zeynep Binti Cahş (r.a)
Allah Resulü'nün halasının kızıdır. Gayet asil, ince ruhlu ve iç derinliğine sahip bir hanımdı. Yakın akrabası olması hasebiyle Hz. Peygamber'in çok iyi bildiği ve tanıdığı birisi idi. Evlilik çağı gelince de onu, evlatlığı Zeyd'e istemişti. Onun ailesi ilk önceleri böyle bir teklif karşısında biraz tereddüt gösterince, bunun üzerine şu âyet nâzil olmuştur: "Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulü'ne karşı gelirse, açık bir sapıklık etmiş olur." (33, Ahzâb:36).
Neticede hem ailesi, hem de kendisi teklifi kabul etmişlerdir. Onlar kızlarını Resulullah'a vermek istiyorlardı. İstenen kişi başkası olunca, başlangıçta haklı olarak bir tereddüde kapıldılar. Daha sonra da Zeyd'le nikahları kıyılmış oldu. Ancak bu evlilik kısa sürmüş, sonunda boşanmak mecburiyetinde kalmışlardır.
Resulullah'ın bununla olan evliliği, bir kısım kimseler tarafından serrişte edilmiş, hakkında ileri geri konuşulmuştur. Tabii bunu yapanlar bir kısım münafık veya inançsız kimselerdir.
Kur'ân-ı Kerîm bu evlilikle alâkalı şu malûmatı vermektedir: "Allah'ın nimet verdiği, senin de nimetlendirdiğin kimseye: 'Eşini bırakma, Allah'tan sakın', diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa asıl kendisinden korkulması gereken Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince, Biz, onu sana nikahladık ki, (bundan böyle) evlatlıkları, hanımlarıyla ilişkilerini kestikleri zaman, o kadınlarla evlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir." (33, Ahzâb:37).
Allah'ın kendisine İslâm nimetini verdiği ve Hz. Peygamber'in âzad ederek hürriyetine kavuşturmak suretiyle lütufta bulunduğu kimse, Zeyd'dir (r). Burada bunun, bu niteliklerle nitelenmesi, nimetin değer ve şükrünü bilecek güzel niteliklere sahip olduğunu tescil ile, gönüldeki kendisine olduğu gibi söylemek için çekinecek bir taraf olmadığına bir dikkat çekmektir. Yani senin, böyle senden nimet görmüş bir kimseye karşı çekinmene hiçbir sebep yokken diyordun ki: "Eşini bırakma, kendi yanında tut." Yani Zeyneb'i boşama.
Yukarıda da bir nebze değindiğimiz gibi Zeynep (r), asil bir aileye mensup, soylu ve gayet ince ruhlu bir kadındı. Zeyd'i kölelikten azad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk sayamamış, ona varmak istememişti. Bu evliliğe yalnızca Allah Resulü istediği için 'evet' demişti. Ancak Zeyd'e bir türlü kalbi ısınmamış, devamlı bir huzursuzluk içerisindeydi. Zaman zaman da Zeyd'e (r) karşı kendi üstünlüğünü söylemekten geri durmuyordu. Gerçekten her iki taraf da böyle bir evlilikten mutlu görünmüyorlardı. Durum Resûlullah'a intikal ettiriliyor, ancak o hep sabır tavsiye edip, ayrılmalarını istemiyordu. Ve ona şu tavsiyeyi yapıyordu: "Hanımını yanında tut ve Allah'tan kork." Yani kadını boşamanın, önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katında sorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün. Çünkü "Allah katında helallerin en çirkini, boşamadır."
Ayetin devamında: "Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah, kendisinden korkmana daha çok lâyıktır."
Allah Resûlü, Cenâb-ı Hakk'ın bildirmesiyle, bir gün Zeynep (r)'in kendi hanımı olacağını biliyordu. Ancak bunu, açıklama emri olmadığı için gizliyordu. Yoksa böyle açık bir emir olsaydı, onu uygulama ve bu emre uymada asla tereddüt göstermez, onu tehir etmeyi aklından dahi geçirmezdi. Sonuç ne olursa olsun onu açıklardı. Fakat Resûlullah içinde hissettiği bir ilhamla karşı karşıya idi. Onu açığa vurmak ve insanlara bildirmek istemiyordu. Bu durum, Allah'ın bu işi açığa vurmasına kadar devam etti.
Bu durumu açıklamak Resûlullah'a o kadar zor gelmişti ki, bununla ilgili olarak Hz. Aişe validemizin şu sözü nakledilmektedir: "Eğer Allah Resulü kendisine gelen vahiyden bir şey gizleseydi, işte bu evlilikle ilgili olan âyeti gizlerdi."
Böyle bir durum da, peygamberliğin ağır yüklerinden biri oluyordu. Ancak Resulullah, diğer vazifeleri yanında bunu da yüklenmiş ve böyle bir durumu asla hoş karşılamayan, o günkü topluma karşı çıkmış, tevhid akidesini haykırmaktan, putları yermekten ve atalarının hatalarını söylemekten çekinmeyen Hz. Peygamber, bu konuda kavmiyle karşılaşmakta tereddüt göstermişti.
Konuyla ilgili tereddüdünün kaynağı ictihadîdir. Ve bizim inancımıza göre Peygamberimiz'in bu tereddüdü bu olayın Müslüman çevrelerde ve Araplar içinde ne denli büyük yankılar yapacağını, etkisinin nereye kadar varacağını düşünmesinden kaynaklanmıştır. Allah Resulü, bu tereddüdünde ısrar etmemiş, kısa bir zamanda bu tereddütleri yenmiş ve vahyin gereğini yerine getirmiştir. Ayetlerde gelen İlâhî ikaz, sadece içtihâdî olarak düştüğü bu tereddüt anı ile ilgilidir. Kişisel bir psikolojinin etkisidir. Ve bu tür bir tereddüt, Allah'ın ilminde ve ölçüsünde daha iyi olmanın karşısında yer alır. (Yani, İlâhî kriterlere göre Peygamber (sav), bu tereddüdü göstermemeliydi. Ayetlerden aldığı işaretle harekete geçmeliydi.)
Evet Zeynep'le evlenme çok ağır gelmişti. Ancak bunu reddetmek mümkün değildi. Çünkü bu evliliğin nikahı, bizzat Yüce Yaratıcı tarafından kıyılmış, buna melekler de şahitlik yapmışlardı.
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananların üzerine olsun.
