Teberake (Mülk) Suresi, Okunuşu ve Anlamı
Sesli Dinle
Açıklama
Mülk Suresi (Arapça: سورة الملك), Kur'an-ı Kerim'in 67. suresidir. "Tebareke" olarak da bilinir. Mekke'de inmiştir, 30 ayettir. Adını, birinci ayetinde geçen "el-Mülk" kelimesinden alır. Ayrıca Mücadele, Mani'a, Vakiye, Münciye adları ile de anılır. Sure, Allah'ın mutlak hükümranlığını, kudretini ve her şeye gücünün yettiğini anlatır. Her gece okunması tavsiye edilen bu sure, kabir azabından koruyucu olmasıyla bilinir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu sureyi uyumadan önce okurdu.
Faziletleri
1. İbn Abbas (ra)'dan rivayet edildiğine göre, bu sureyi okuyan kişiyi kabir azabından kurtarır.
2. Ebu Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre, Kur'an'da otuz ayetli bir sure vardır ki, okuyan kişiye şefaat eder ve Allah'ın onu affetmesini sağlar. İşte bu sure Mülk Suresi'dir.
3. Câbir (ra)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (sas) Secde ve Mülk surelerini okumadan uyumazdı. (Tirmizî, Fedâilü'l-Kuran, 9)
4. Tirmizî'de İbnu Abbas (ra)'ın rivayetine göre, bu sure kabir azabına engeldir, kişiyi kabir azabından kurtarır. (Tirmizî, Sevab-ül Kuran-9)
2. Ebu Hüreyre (ra)'den rivayet edildiğine göre, Kur'an'da otuz ayetli bir sure vardır ki, okuyan kişiye şefaat eder ve Allah'ın onu affetmesini sağlar. İşte bu sure Mülk Suresi'dir.
3. Câbir (ra)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (sas) Secde ve Mülk surelerini okumadan uyumazdı. (Tirmizî, Fedâilü'l-Kuran, 9)
4. Tirmizî'de İbnu Abbas (ra)'ın rivayetine göre, bu sure kabir azabına engeldir, kişiyi kabir azabından kurtarır. (Tirmizî, Sevab-ül Kuran-9)
Arapça Yazılışı
تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ. الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَٰنِ مِن تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ. ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ. وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِّلشَّيَاطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ. وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ. إِذَا أُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِيَ تَفُورُ. تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ. قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءَنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ. وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ. فَاعْتَرَفُوا بِذَنبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَابِ السَّعِيرِ. إِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ. وَأَسِرُّوا قَوْلَكُمْ أَوِ اجْهَرُوا بِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ. أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ. هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِن رِّزْقِهِ وَإِلَيْهِ النُّشُورُ. أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الْأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ. أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ. وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ. أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا الرَّحْمَٰنُ إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَصِيرٌ. أَمَّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ الرَّحْمَٰنِ إِنِ الْكَافِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ. أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ بَل لَّجُّوا فِي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ. أَفَمَن يَمْشِي مُكِبًّا عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيًّا عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ. قُلْ هُوَ الَّذِي أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ. قُلْ هُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ. وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ. قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ. فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيئَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَدَّعُونَ. قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِيَ اللَّهُ وَمَن مَّعِيَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ. قُلْ هُوَ الرَّحْمَٰنُ آمَنَّا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ. قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَاءٍ مَّعِينٍ
Arapça Görsel
Okunuşu
Bismillahirrahmanirrahim. Tebârekelleziy biyedihil mülkü ve hüve alâ küll-i şey'in kadir. Elleziy halekal mevte vel hayâte li yeblüveküm eyyüküm ahsenü amela ve hüvel azîzül gafur. Elleziy haleka seb'a semâvâtin tibâkâ mâ terâ fî halkir rahmâni min tefâvut ferciil basare hel terâ min futûr. Sümmerciil basare kerreteyni yenkalib ileykel besarü hâsi'en ve hüve hasîr. Ve lekad zeyyennes semâed dünyâ bi mesâbiyha ve cealnâhâ rücûmen liş şeyâtîni ve a'tednâ lehüm azâbes saîr. Ve lillezîne keferû bi rabbihim azâbü cehenneme ve bi'sel masîr. İzâ ulkû fîhâ semi'û lehâ şehîkan ve hiye tefûr. Tekâdü temeyyezü minel gayzı küllemâ ulkiye fîhâ fevcün seelehüm hazenetühâ elem ye'tiküm nezîr. Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fekezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelellâhü min şey'in in entüm illâ fî dalâlin kebîr. Ve kâlû lev künnâ nesmeu ev na'kilü mâ künnâ fî ashâbis saîr. Fa'terefû bi zenbihim fe suhkan li ashâbis saîr. İnnellezîne yahşevne rabbehüm bil gaybi lehüm mağfiretün ve ecrun kebîr. Ve esirrû kavleküm evicherû bihî innehu alîmün bi zâtis sudûr. Elâ ya'lemü men halak ve hüvel latîful habîr. Hüvelleziy ceale lekümül arda zelûlen femşû fî menâkibihâ ve kûlü min rizkihî ve ileyhin nüşûr. Eemintüm men fis semâi en yahsife bikümül arda fe izâ hiye temûr. Em emintüm men fis semâi en yürsile aleyküm hâsiben fe se ta'lemûne keyfe nezîr. Ve lekad kezzebellezîne min kablihim fe keyfe kâne nekîr. E ve lem yerev ilat tayri fevkahüm sâffâtin ve yakbıdnâ mâ yümsikühünne iller rahmân innehu bi külli şey'in basîr. Emmen hâzelleziy hüve cündün leküm yansurukum min dûnir rahmân inil kâfirûne illâ fî gurûr. Emmen hâzelleziy yerzükukum in emseke rizkah bel leccû fî utüvvin ve nüfûr. E fe men yemşî mühibben alâ vechihi ehdâ em men yemşî seviyyen alâ sırâtin müstekîm. Kul hüvellezî enşeeküm ve ceale lekümüs sem'a vel ebsâre vel ef'ideh kalîlen mâ teşkürûn. Kul hüvellezî zeraeküm fîl ardı ve ileyhi tuhşerûn. Ve yekûlûne metâ hâzel va'dü in küntüm sâdikîn. Kul innemel ilmü indallâh ve innemâ ene nezîrun mübîn. Fe lemmâ raevhü zülfeten sî'et vücûhüllezîne keferû ve kîle hâzelleziy küntüm bihî tedde'ûn. Kul e reeytüm in ehlekeniyallâhü ve men maiye ev rahimenâ fe men yücîrul kâfirîne min azâbin elîm. Kul hüver rahmân âmennâ bihî ve aleyhi tevekkelnâ fe se ta'lemûne men hüve fî dalâlin mübîn. Kul e reeytüm in asbeha mâüküm gavran fe men ye'tîküm bi mâin meîn.
Anlamı
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter. O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır. O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir. Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. O, ne kötü dönüştür! Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, (bu azap ile) korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: Evet, doğrusu bize, (bu azap ile) korkutan bir peygamber gelmişti; fakat biz (onu) yalan saymış ve: Allah'ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük bir sapıklık içindesiniz! demiştik. Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık! diye ilâve ederler. Böylece günahlarını itiraf ederler. Artık (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun, o alevli cehennemin mahkûmları! Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır. Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir. Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır. Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz! Andolsun ki, onlardan öncekiler de (bunu) yalan saymışlardı; ama benim karşılık olarak verdiğim azap nasıl olmuştu! Üstlerinde kanatlarını açıp kapata uçan kuşları (hiç) görmediler mi? Onları (havada) rahmân olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir. Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar. Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar. Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi? (Resûlüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz! De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksınız. "Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit hani ne zaman (gerçekleşecek)?" derler. De ki: O bilgi, ancak Allah'a mahsustur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım. Ama onu (azabı) yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): İşte sizin isteyip durduğunuz budur! denecektir. De ki: Allah beni ve beraberimdekileri (sizin istediğiniz üzere) yok etse veya (öyle olmayıp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalım) inkârcıları yakıcı azaptan kurtaracak kimdir? De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz! De ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir?
Geri Dön
