Allah'ın Sıfatları ve Esmaları
Ondan başka İlah yoktur
Allah, buyurmuştur ki: İki ilâh edinmeyin. O, ancak bir ilâhdır. Onun için yalnız benden korkun. (NAHL/51)
Nahl Suresi 51
وَقَالَ اللَّهُ لَا تَتَّخِذُوا إِلَٰهَيْنِ اثْنَيْنِ ۖ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۖ فَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ
Ve kâlallâhu lâ tetteḫizû ilâheyni'ŝneyn, innemâ huve ilâhun vâhid, fe iyyâye ferhebûn.
"Allah, buyurmuştur ki: İki ilâh edinmeyin. O, ancak bir ilâhdır. Onun için yalnız benden korkun."
İhlas Suresi 1
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ
Kul huve'llâhu ehad.
"De ki; O Allah bir tektir."
Kasas Suresi 70
وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَىٰ وَالْآخِرَةِ ۖ وَلَهُ الْحُكْمُ ۖ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ve huve'llâhu lâ ilâhe illâ hu, lehu'l-ḥamdu fi'l-ûlâ ve'l-âḫirah, ve lehu'l-ḥukmu ve ileyhi turce'ûn.
"İşte O, Allah'tır. O'ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz."
Bakara Suresi 163
وَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۖ لَّا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَٰنُ الرَّحِيمُ
Ve ilâhukum ilâhun vâhid, lâ ilâhe illâ huve'r-rahmânu'r-rahîm.
"Her halde hepinizin ilâhı, bir tek ilâhtır. Ondan başka bir ilâh yoktur. O Rahmân ve Rahîm'dir."
Kalpler onun kontrolundadır
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (İNSAN/30)
İnsan Suresi 30
وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَن يَشَاءَ اللَّهُ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
Ve mâ teşâûne illâ en yeşâe'llâh, inne'llâhe kâne 'alîmen ḥakîmâ.
"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Kuşkusuz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Şura Suresi 24
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَىٰ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا ۖ فَإِن يَشَإِ اللَّهُ يَخْتِمْ عَلَىٰ قَلْبِكَ ۗ وَيَمْحُ اللَّهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ ۚ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Em yekûlûnefterâ 'alâllâhi kezibâ, fe in yeşe'llâhu yaḫtim 'alâ qalbik, ve yemhu'llâhu'l-bâṭile ve yuḥiqqa'l-ḥaqqa bi kelimâtih, innehu 'alîmun bi zâti's-sudûr.
"Yoksa onlar, senin hakkında: 'Allah'a karşı yalan uydurdu.' mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin de kalbini mühürler; batılı yok eder ve sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Şüphesiz ki O kalplerde bulunan şeyleri hakkıyla bilir."
İsra Suresi 46
وَجَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا ۚ وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِي الْقُرْآنِ وَحْدَهُ وَلَّوْا عَلَىٰ أَدْبَارِهِمْ نُفُورًا
Ve ce'alnâ 'alâ qulûbihim ekinneten en yefqahûhu ve fî âzânihim veqrâ, ve iżâ żekarte rabbeke fi'l-qur'âni vaḥdehu vellev 'alâ edbârihim nufûrâ.
"Ve kalblerinin üzerine, Kur'ân'ı anlamalarına engel perdeler geçiririz ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Rabbini Kur'ân'da bir tek olarak andığın zaman da ürkerek arkalarına döner kaçarlar."
Nahl Suresi 108
أُولَٰئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ ۖ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Ulâike'lleżîne ṭaba'llâhu 'alâ qulûbihim ve sem'ihim ve ebṣârihim, ve ulâike humu'l-ġâfilûn.
"Bunlar, o kimselerdir ki; Allah kalblerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlemiştir. Ve onlar, gafillerin ta kendileridir."
Nisa Suresi 155
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِم بِآيَاتِ اللَّهِ وَقَتْلِهِمُ الْأَنبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ ۚ بَلْ طَبَعَ اللَّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا
Fe bimâ naqḍihim mîŝâqehum ve kufrihim bi âyâti'llâhi ve qatlihimu'l-enbiyâe bi ġayri ḥaqqin ve qavlihim qulûbunâ ġulf, bel ṭaba'llâhu 'aleyhâ bi kufrihim fe lâ yu'minûne illâ qalîlâ.
"Verdikleri sözden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberlerini öldürmeleri ve 'kalblerimiz kılıflıdır' demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar verdik). Doğrusu Allah, inkârları sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. Pek azı hariç onlar inanmazlar."
Bakara Suresi 7
خَتَمَ اللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَعَلَىٰ سَمْعِهِمْ ۖ وَعَلَىٰ أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Ḫatema'llâhu 'alâ qulûbihim ve 'alâ sem'ihim, ve 'alâ ebṣârihim ġişâveh, ve lehum 'ażâbun 'ażîm.
"Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradır."
Casiye Suresi 23
أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَٰهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَىٰ عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِن بَعْدِ اللَّهِ ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
E fe raeyte meni'tteḫaẕe ilâhehu hevâhu ve eḍallehu'llâhu 'alâ 'ilmin ve ḫateme 'alâ sem'ihi ve qalbihi ve ce'ale 'alâ beṣarihî ġişâveh, fe men yehdîhi min ba'di'llâh, e fe lâ teżekkerûn.
"(Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah'ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah'tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?"
Herşeyi evirip çevirendir
Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. (RA'D/2)
Ra'd Suresi 2
اللَّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ۖ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ ۖ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ ۖ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُّسَمًّى ۚ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ يُفَصِّلُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُم بِلِقَاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ
Allâhu'lleżî rafe'a's-semâvâti bi ġayri 'amedin terevnehâ, śumme'stevâ 'ale'l-'arş, ve saḫḫara'ş-şemse ve'l-qamer, kullun yecrî li ecelin musemmâ, yudebbiru'l-emra yufaṣṣilu'l-âyâti le'allekum bi liqâi rabbikum tûqinûn.
"Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz."
Secde Suresi 5
يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Yudebbiru'l-emra mine's-semâi ile'l-arḍi śumme ya'rucu ileyhi fî yevmin kâne miqdâruhu elfe senetin mimmâ te'uddûn.
"O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir."
Herşeyi yaratandır
Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır. (SAFFAT/96)
Saffat Suresi 96
وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
Va'llâhu ḫaleqakum ve mâ ta'melûn.
"Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
En'am Suresi 101
بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ ۖ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Bedî'u's-semâvâti ve'l-arḍ, ennâ yekûnu lehu veledun ve lem tekun lehu ṣâḥibeh, ve ḫaleqa kulle şey', ve huve bi kulli şey'in 'alîm.
"Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O'dur. Ve O, herşeyi bilendir."
En'am Suresi 102
ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Żâlikumu'llâhu rabbukum, lâ ilâhe illâ hu, ḫâliqu kulli şey'in fa'budûh, ve huve 'alâ kulli şey'in vekîl.
"İşte Rabbiniz Allah bu! O'ndan başka ilâh yoktur; O, her şeyin yaratanıdır. O'na kulluk edin, O her şeye vekildir."
Furkan Suresi 2
الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيرًا
El-lezî lehu mulku's-semâvâti ve'l-arḍi ve lem yetteḫiż veleden ve lem yekun lehu şerîkun fi'l-mulki ve ḫaleqa kulle şey'in fe qadderahu taqdîrâ.
"O öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir. O hiç çocuk edinmedi, hükümranlıkta ortağı yoktur. O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir."
Araf Suresi 11
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ
Ve leqad ḫalaqnâkum śumme ṣavvernâkum śumme qulnâ li'l-melâiketi'scudû li âdeme fe secedû illâ iblîs, lem yekun mine's-sâcidîn.
"Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: 'Âdem'e secde edin' dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı."
İsra Suresi 99
أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ قَادِرٌ عَلَىٰ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ وَجَعَلَ لَهُمْ أَجَلًا لَّا رَيْبَ فِيهِ فَأَبَى الظَّالِمُونَ إِلَّا كُفُورًا
E ve lem yerev enne'llâhe'llezî ḫaleqa's-semâvâti ve'l-arḍa qâdirun 'alâ en yaḫluqa miŝlehum ve ce'ale lehum ecelen lâ raybe fîh, fe ebe'ż-żâlimûne illâ kufûrâ.
"Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat zalimler, inkârlarında yine de ısrar ederler."
Mülk Suresi 14
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
E lâ ya'lemu men ḫaleq, ve huve'l-laṭîfu'l-ḫabîr.
"Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır."
Enbiya Suresi 30
أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا ۖ وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ ۖ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ
E ve lem yera'lleżîne keferû enne's-semâvâti ve'l-arḍa kânetâ ratqan fe fetaqnâhumâ, ve ce'alnâ mine'l-mâi kulle şey'in ḥayy, e fe lâ yu'minûn.
"O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?"
O'ndan başka kuvvet yoktur
Ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz. Çünkü o her şeyi bilendir, her şeye kâdir olandır. (FATIR/44)
Fatır Suresi 44
أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَكَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً ۚ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعْجِزَهُ مِن شَيْءٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ ۚ إِنَّهُ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا
E ve lem yesîrû fi'l-arḍi fe yenżurû keyfe kâne 'âqibetu'lleżîne min qablihim ve kânû eşedde minhum quvveh, ve mâ kâne'llâhu li yu'cizehu min şey'in fi's-semâvâti ve lâ fi'l-arḍ, innehu kâne 'alîmen qadîrâ.
"Yeryüzünde gezip bir bakmadılar mı, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Halbuki onlar, bunlardan daha kuvvetliydiler. Ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz. Çünkü o her şeyi bilendir, her şeye kâdir olandır."
Fussilet Suresi 15
فَأَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً ۖ أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً ۖ وَكَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
Fe emmâ 'âdun festekberû fi'l-arḍi bi ġayri'l-ḥaqqi ve qâlû men eşeddü minnâ quvveh, e ve lem yerev enne'llâhe'llezî ḫaleqahum huve eşeddü minhum quvveh, ve kânû bi âyâtinâ yecḥadûn.
"Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: 'Bizden daha kuvvetli kim vardır?' dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı."
Yunus Suresi 65
وَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا ۚ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Ve lâ yaḥzunke qavluhum, inne'l-'izze lillâhi cemî'â, huve's-semî'u'l-'alîm.
"Habibim, onların lafları seni üzmesin. Çünkü şan ve şeref bütünüyle Allah'ındır. O her şeyi işitiyor, hepsini görüyor."
Bakara Suresi 165
وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللَّهِ أَندَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ ۖ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبًّا لِّلَّهِ ۗ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُوا إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا وَأَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ
Ve mine'n-nâsi men yetteḫiżu min dûni'llâhi endâden yuḥibbûnehum ke ḥubbi'llâh, velleżîne âmenû eşeddü ḥubben lillâh, ve lev yera'lleżîne żalemû iż yera've'l-'ażâbe enne'l-quvvete lillâhi cemî'an ve enne'llâhe şedîdu'l-'ażâb.
"İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı."
Mücadele Suresi 21
كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي ۚ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
Ketebe'llâhu le aġlibenne ene ve rusulî, inne'llâhe qaviyyun 'azîz.
"Allah: 'Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz.' diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galipdir."
Hadid Suresi 25
لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ ۖ وَأَنزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ ۚ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
Leqad erselnâ rusulenâ bi'l-beyyinâti ve enzelnâ me'ahumu'l-kitâbe ve'l-mîzâne li yekûme'n-nâsu bi'l-qist, ve enzelnâ'l-ḥadîde fîhi be'sun şedîdun ve menâfi'u lin-nâsi ve li ya'leme'llâhu men yenṣuruhu ve rusulehu bi'l-ġayb, inne'llâhe qaviyyun 'azîz.
"Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür."
Mü'min Suresi 22
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ ۚ إِنَّهُ قَوِيٌّ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Żâlike bi ennehum kânet te'tîhim rusuluhum bi'l-beyyinâti fe keferû fe eḫazehumu'llâh, innehu qaviyyun şedîdu'l-'iqâb.
"O, şundandı: Onlara peygamberleri apaçık delillerle geliyorlardı. Ama onlar inkâr ettiler. Allah da tuttu kendilerini alıverdi. Çünkü O'nun kuvveti çok, azabı şiddetlidir."
Tüm varlıklar O'na boyun eğmiştir
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O'na boyun eğmiştir ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir. (AL-İ İMRAN/83)
Âl-i İmrân Suresi 83
أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
E fe ġayra dîni'llâhi yebġûn, ve lehu esleme men fi's-semâvâti ve'l-arḍi ṭav'an ve kerhen ve ileyhi yurce'ûn.
"Onlar, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O'na boyun eğmiştir ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir."
Hud Suresi 56
إِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ رَبِّي وَرَبِّكُم ۚ مَّا مِن دَابَّةٍ إِلَّا هُوَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا ۚ إِنَّ رَبِّي عَلَىٰ صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
İnnî tevekkeltu 'alâllâhi rabbî ve rabbikum, mâ min dâbbetin illâ huve âḫiżun bi nâṣiyetihâ, inne rabbî 'alâ ṣirâṭin musteqîm.
"Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, idaresi ve yönetimi O'nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç şüphe yok ki, doğru yoldadır."
Zuhruf Suresi 13
لِتَسْتَوُوا عَلَىٰ ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ
Li testevû 'alâ żuhûrihi śumme teżkurû ni'mete rabbikum iżâstaveytum 'aleyhi ve teqûlû subḥâne'lleżî saḫḫara lenâ hâżâ ve mâ kunnâ lehu muqrinîn.
"Siz onların sırtına binip üzerlerine yerleştiğiniz zaman, Rabbinizin nimetini anarak şöyle diyesiniz: 'Bunları bizim hizmetimize veren Allah'ı tenzih ve tesbih ederiz. Yoksa bizim bunlara gücümüz yetmezdi.'"
Sad Suresi 18
إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ
İnnâ saḫḫarnâ'l-cibâle me'ahu yusebbiḥne bi'l-'aşiyyi ve'l-işrâq.
"Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam-sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi."
Ra'd Suresi 18
لِلَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنَىٰ ۚ وَالَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِهِ ۚ أُولَٰئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسَابِ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ ۖ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
Li'lleżîne'stecebû li rabbihimu'l-ḥusnâ, velleżîne lem yestecîbû lehu lev enne lehum mâ fi'l-arḍi cemî'an ve miŝlehu me'ahu leftedev bih, ulâike lehum sû'u'l-ḥisâbi ve me'vâhum cehennem, ve bi'se'l-mihâd.
"Rablerinin emirlerine uyanlar için daha güzeli vardır. O'na itaat etmeyenler ise, yeryüzünde bulunan ne varsa hepsi kendilerinin olsa da onu ve bir o kadarını bütünüyle kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte onlar, hesabın kötüsü kendileri için olanlardır. Varacakları yer de cehennemdir. Orası da ne fena yataktır."
Casiye Suresi 12
اللَّهُ الَّذِي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Allâhu'lleżî saḫḫara lekumu'l-baḥra li tecriye'l-fulku fîhi bi emrihî ve li tebteġû min faḍlihî ve le'allekum teşkurûn.
"Allah O (yüce) zâttır ki, emriyle içinde gemilerin seyretmesi, sizin de O'nun lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için denizi emrinize vermiştir."
Herşeyi sarıp kuşatandır
İyi bilin ki, Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. (FUSSİLET/54)
Hud Suresi 92
قَالَ يَا قَوْمِ أَرَهْطِي أَعَزُّ عَلَيْكُم مِّنَ اللَّهِ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَاءَكُمْ ظِهْرِيًّا ۖ إِنَّ رَبِّي بِمَا تَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
Qâle yâ qavmi e rahṭî e'azzu 'aleykum mina'llâh, vetteḫażtumûhu verâekum żihriyyâ, inne rabbî bimâ ta'melûne muḥîṭ.
"Şu'ayb dedi: 'Ey kavmim! Benim akrabalarım size Allah'dan daha mı değerli ki, Allah'a sırt çevirip, onu unuttunuz? Muhakkak ki, Rabbim bütün yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır.'"
Fussilet Suresi 54
أَلَا إِنَّهُمْ فِي مِرْيَةٍ مِّن لِّقَاءِ رَبِّهِمْ ۗ أَلَا إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطٌ
E lâ innehum fî miryetin min liqâi rabbihim, e lâ innehu bi kulli şey'in muḥîṭ.
"İyi bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan bir şüphe içindedirler, yine iyi bilin ki, Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır."
İsra Suresi 60
وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ ۚ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلَّا فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ ۚ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا طُغْيَانًا كَبِيرًا
Ve iż qulnâ leke inne rabbeke eḥâṭa bi'n-nâs, ve mâ ce'alnâ'r-ru'yâ elletî ereynâke illâ fitneten lin-nâsi ve'ş-şecerate'l-mel'ûnete fi'l-qur'ân, ve nuḫavvifuhum fe mâ yezîduhum illâ ṭuġyânen kebîrâ.
"Vaktiyle sana şöyle vahyettiğimizi hatırla: 'Şüphesiz Rabbin insanları kuşatmıştır.' (İsrâ gecesi) sana açıkça gösterdiğimiz o temâşâyı ve Kur'ân'da lanet edilen ağacı da, yalnız insanlara bir imtihan için yapmışızdır. Biz onları, korkutuyoruz, fakat bu onlara ancak büyük bir taşkınlıktan başka bir sonuç vermiyor."
Talak Suresi 12
اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَمِنَ الْأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْمًا
Allâhu'lleżî ḫaleqa seb'a semâvâtin ve mine'l-arḍi miŝlehunne, yetenezzelu'l-emru beynehunne li ta'lemû enne'llâhe 'alâ kulli şey'in qadîrun ve enne'llâhe qad eḥâṭa bi kulli şey'in 'ilmâ.
"Allah O'dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarattı. Emir bunlar arasında iner ki Allah'ın her şeye kâdir olduğunu ve Allah'ın bilgisinin, her şeyi kuşattığını bilesiniz."
Kehf Suresi 91
كَذَٰلِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا
Keżâlik, ve qad eḥaṭnâ bimâ ledeyhi ḫubrâ.
"İşte Zülkarneyn'in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık."
Taha Suresi 98
إِنَّمَا إِلَٰهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا
İnnemâ ilâhukumu'llâhu'llezî lâ ilâhe illâ hu, vesi'a kulle şey'in 'ilmâ.
"Sizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'dır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır."
Nisa Suresi 108
يَسْتَخْفُونَ مِنَ النَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ اللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَىٰ مِنَ الْقَوْلِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا
Yestaḫfûne mine'n-nâsi ve lâ yestaḫfûne mina'llâh, ve huve me'ahum iż yubeyyitûne mâ lâ yerḍâ mine'l-qavl, ve kâna'llâhu bimâ ya'melûne muḥîṭâ.
"Bunlar, insanlardan (hainliklerini) gizlerler de, Allah'tan gizlemezler. Oysa O, geceleyin istemediği şeyi kurarlarken onların yanı başlarındadır. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır."
Nisa Suresi 126
وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۚ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Ve lillâhi mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, ve kâna'llâhu bi kulli şey'in muḥîṭâ.
"Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdır."
Bakara Suresi 115
وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ ۚ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Ve lillâhi'l-meşriqu ve'l-maġrib, fe eynemâ tuvellû fe ŝemme vechu'llâh, inne'llâhe vâsi'un 'alîm.
"Bununla beraber, doğu da Allah'ın, batı da Allah'ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah'a çıkar. Şüphe yok ki, Allah(ın rahmeti) geniştir, O, her şeyi bilendir."
Kaderi belirleyendir
Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. (HADİD/22)
Hadid Suresi 22
مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِّن قَبْلِ أَن نَّبْرَأَهَا ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
Mâ eṣâbe min muṣîbetin fi'l-arḍi ve lâ fî enfusikum illâ fî kitâbin min qabli en nebreehâ, inne żâlike 'alâllâhi yesîr.
"Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır."
Kamer Suresi 49
إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ
İnnâ kulle şey'in ḫalaqnâhu bi qader.
"Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık."
Bütün işler sonunda O'na varır
O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur. (KIYAMET/12)
Kıyamet Suresi 12
إِلَىٰ رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ
İlâ rabbike yevme'iẕi'l-musteqarr.
"O gün varılıp durulacak yer, ancak Rabbinin huzurudur."
Bakara Suresi 210
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا أَن يَأْتِيَهُمُ اللَّهُ فِي ظُلَلٍ مِّنَ الْغَمَامِ وَالْمَلَائِكَةُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ ۚ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
Hel yanẓurûne illâ en ye'tiyehumu'llâhu fî żulelin mine'l-ġamâmi ve'l-melâikatu ve quḍiye'l-emr, ve ile'llâhi turce'u'l-umûr.
"Onlar sadece gözetiyorlar ki, Allah, buluttan gölgelikler içinde meleklerle birlikte geliversin de iş bitiriliversin. Halbuki bütün işler Allah'a döndürülüp götürülür."
Lokman Suresi 22
وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىٰ ۗ وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
Ve men yuslim vechehu ile'llâhi ve huve muḥsinun fe qadi'stemseke bi'l-'urveti'l-vusqâ, ve ile'llâhi 'âqibetu'l-umûr.
"Oysa her kim iyilik yaparak yüzünü tertemiz Allah'a tutarsa, o gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Öyle ya bütün işlerin sonu Allah'a dayanır."
En'am Suresi 62
ثُمَّ رُدُّوا إِلَى اللَّهِ مَوْلَاهُمُ الْحَقِّ ۚ أَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ
Śumme ruddû ile'llâhi mevlâhumu'l-ḥaqq, e lâ lehu'l-ḥukmu ve huve esra'u'l-ḥâsibîn.
"Sonra da gerçek Mevlâlarına döndürülürler. Dikkatli olun, hüküm ancak O'nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir."
Hud Suresi 123
وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ الْأَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ ۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Ve lillâhi ġaybu's-semâvâti ve'l-arḍi ve ileyhi yurce'u'l-emru kulluh, fa'bûdhu ve tevekkel 'aleyh, ve mâ rabbuke bi ġâfilin 'ammâ ta'melûn.
"Göklerin ve yerin gaybını bilmek yalnızca Allah'a mahsustur. Her iş O'na döndürülür. Sen yalnızca O'na ibadet et ve yalnızca O'na dayan. Rabbin yaptıklarınızın hiçbirinden gafil değildir."
Âl-i İmrân Suresi 109
وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۚ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
Ve lillâhi mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, ve ile'llâhi turce'u'l-umûr.
"Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülür."
Dilediğini yapandır
Ben size öğüt vermek istemiş olsam da, eğer Allah sizi helâk etmeyi murad ediyorsa, zaten öğüt vermemin size bir faydası olmaz. (HUD/34)
Hud Suresi 34
وَلَا يَنفَعُكُمْ نُصْحِي إِنْ أَرَدتُّ أَنْ أَنصَحَ لَكُمْ إِن كَانَ اللَّهُ يُرِيدُ أَن يُغْوِيَكُمْ ۚ هُوَ رَبُّكُمْ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ve lâ yenfe'ukum nuṣḥî in eradtu en enṣaḥa lekum in kâna'llâhu yurîdu en yuġviyekum, huve rabbukum ve ileyhi turce'ûn.
"Ben size öğüt vermek istemiş olsam da, eğer Allah sizi helâk etmeyi murad ediyorsa, zaten öğüt vermemin size bir faydası olmaz. Rabbiniz O'dur ve nihayet O'na döndürüleceksiniz."
Hud Suresi 107
خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ إِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِّمَا يُرِيدُ
Ḫâlidîne fîhâ mâ dâmeti's-semâvâtu ve'l-arḍu illâ mâ şâe rabbuk, inne rabbeke fe''âlun li mâ yurîd.
"Onlar orada gökler ve yer durdukça duracaklar. Ancak Rabb'inin diledikleri başka. Çünkü Rabbin dilediğini yapandır."
Müddessir Suresi 55-56
فَمَن شَاءَ ذَكَرَهُ وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّا أَن يَشَاءَ اللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ التَّقْوَىٰ وَأَهْلُ الْمَغْفِرَةِ
Fe men şâe żekereh, ve mâ yeżkurûne illâ en yeşâe'llâh, huve ehlu't-taqvâ ve ehlu'l-maġfireh.
"Dileyen onu düşünür. Bununla beraber Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O'dur, bağışlayacak da."
En'am Suresi 39
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ ۗ مَن يَشَإِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَىٰ صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Velleżîne keżżebû bi âyâtinâ ṣummun ve bukmun fi'ż-żulümât, men yeşe'llâhu yuḍlilhu ve men yeşe' yec'alhu 'alâ ṣirâṭin musteqîm.
"Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar."
Maide Suresi 40
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاءُ ۗ وَاللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
E lem ta'lem enne'llâhe lehu mulku's-semâvâti ve'l-arḍ, yu'ażżibu men yeşâu ve yaġfiru li men yeşâ, va'llâhu 'alâ kulli şey'in qadîr.
"Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu, dilediğine azap edip dilediğini de bağışladığını bilmedin mi? Allah herşeye kâdirdir."
İsra Suresi 54
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِكُمْ ۖ إِن يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ أَوْ إِن يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْ ۚ وَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا
Rabbukum a'lemu bikum, in yeşe' yerḥamkum ev in yeşe' yu'ażżibkum, ve mâ erselnâke 'aleyhim vekîlâ.
"Rabbiniz sizi çok daha iyi bilir. Dilerse tevbeniz sebebiyle size merhamet eder, dilerse azab eder. Seni de onların üzerine vekil göndermedik."
Hac Suresi 14
إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۚ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
İnne'llâhe yudḫilu'lleżîne âmenû ve 'amilu'ṣ-ṣâliḥâti cennâtin tecrî min taḥtihâ'l-enhâr, inne'llâhe yef'alu mâ yurîd.
"Şüphe yok ki Allah, iman edip salih amelleri işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyacak. Şüphesiz Allah dilediğini yapar."
Nisa Suresi 49
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُمْ ۚ بَلِ اللَّهُ يُزَكِّي مَن يَشَاءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا
E lem tera ile'lleżîne yuzekkûne enfusehum, beli'llâhu yuzekkî men yeşâu ve lâ yużlemûne fetîlâ.
"Kendi nefislerini temize çıkaranları görmüyor musun? Hayır! Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Onlara kıl kadar zulmedilmez."
Herşeye gücü yetendir
Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. (NAHL/77)
Nahl Suresi 77
وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Ve lillâhi ġaybu's-semâvâti ve'l-arḍ, ve mâ emru's-sâ'ati illâ ke lemḥi'l-beṣari ev huve aqreb, inne'llâhe 'alâ kulli şey'in qadîr.
"Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a aittir. Kıyametin kopuşu yalnız bir göz kırpması veya daha az bir zamandan başkası değildir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir."
Bakara Suresi 20
يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ ۖ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُم مَّشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا ۚ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Yekâdu'l-barqu yaḫṭafu ebṣârehum, kullemmâ eḍâe lehum meşev fîh, ve iżâ eżleme 'aleyhim qâmû, ve lev şâe'llâhu le źehebe bi sem'ihim ve ebṣârihim, inne'llâhe 'alâ kulli şey'in qadîr.
"O şimşek nerdeyse gözlerini (n nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattımı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir."
Bakara Suresi 148
وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا ۖ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ ۚ أَيْنَ مَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ اللَّهُ جَمِيعًا ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Ve li kullin vichetun huve muvellîhâ, festebiqu'l-ḫayrât, eyne mâ tekûnû ye'ti bikumullâhu cemî'â, inne'llâhe 'alâ kulli şey'in qadîr.
"Ümmetlerden her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir, haydin, hep hayırlara koşun, yarışın. Her nerede olsanız Allah sizi toplar, bir araya getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdir."
Bakara Suresi 284
لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَإِن تُبْدُوا مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللَّهُ ۖ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاءُ ۗ وَاللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Lillâhi mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, ve in tubdû mâ fî enfusikum ev tuḫfûhu yuḥâsibkum bihi'llâh, fe yaġfiru li men yeşâu ve yu'ażżibu men yeşâ, va'llâhu 'alâ kulli şey'in qadîr.
"Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir."
Bakara Suresi 255 (Ayetel Kürsi)
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِندَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-ḥayyu'l-qayyûm, lâ te'ḫużuhû sinetun ve lâ nevm, lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, men żâ'lleżî yeşfe'u 'indehu illâ bi iżnih, ya'lemu mâ beyne eydîhim ve mâ ḫalfehum, ve lâ yuḥîtûne bi şey'in min 'ilmihî illâ bimâ şâe, vesi'a kursiyyuhu's-semâvâti ve'l-arḍ, ve lâ yeûduhu ḥifżuhumâ, ve huve'l-'aliyyu'l-'aẓîm.
"Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür."
Lokman Suresi 27
وَلَوْ أَنَّمَا فِي الْأَرْضِ مِن شَجَرَةٍ أَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِن بَعْدِهِ سَبْعَةُ أَبْحُرٍ مَّا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللَّهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Ve lev ennema fi'l-arḍi min şeceratin aqlâmûn ve'l-baḥru yemudduhu min ba'dihi seb'atu ebḥurin mâ nefidet kelimâtu'llâh, inne'llâhe 'azîzun ḥakîm.
"Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha kendisine destek olduğu halde mürekkep olsa, yine de Allah'ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."
Şura Suresi 29
وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِن دَابَّةٍ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ جَمْعِهِمْ إِذَا يَشَاءُ قَدِيرٌ
Ve min âyâtihi ḫalqu's-semâvâti ve'l-arḍi ve mâ baŝŝe fîhimâ min dâbbeh, ve huve 'alâ cem'ihim iżâ yeşâu qadîr.
"Gökleri yeri ve her ikisinde yaydığı canlıları yaratması da Allah'ın kudretinin delillerindendir. O'nun dilediği zaman onları biraraya toplamaya da gücü yeter."
Âl-i İmrân Suresi 165
أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُم مِّثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّىٰ هَٰذَا ۖ قُلْ هُوَ مِنْ عِندِ أَنفُسِكُمْ ۗ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
E ve lemmâ eṣâbetkum muṣîbetun qad eṣabtum miŝleyhâ qultum ennâ hâżâ, qul huve min 'indi enfusikum, inne'llâhe 'alâ kulli şey'in qadîr.
"(Bedir'de düşmanı) iki katına uğrattığınız bir musibet (Uhud'da) size çarpınca mı: 'Bu nereden' dediniz? De ki: 'Bu başınıza gelen kendinizdendir'. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir."
İmtihan için dünya hayatını yaratandır
İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (ANKEBUT/2)
Ankebut Suresi 2
أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
E ḥasibe'n-nâsu en yutrakû en yeqûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn.
"İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece 'İman ettik' demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?"
Ankebut Suresi 3
وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۖ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ
Ve leqad fetennâ'lleżîne min qablihim, fe le ya'lemenne'llâhu'lleżîne ṣadaqû ve le ya'lemenne'l-kâżibîn.
"Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır."
Kehf Suresi 7
إِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْأَرْضِ زِينَةً لَّهَا لِنَبْلُوَهُمْ أَيُّهُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا
İnnâ ce'alnâ mâ 'ale'l-arḍi zîneten lehâ li nebluvehum eyyuhum aḥsenu 'amelâ.
"Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim."
Muhammed Suresi 31
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّىٰ نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنكُمْ وَالصَّابِرِينَ وَنَبْلُوَ أَخْبَارَكُمْ
Ve le nebluvennekum ḥattâ na'leme'l-mucâhidîne minkum ve'ṣ-ṣâbirîne ve nebluve aḫbârekum.
"Andolsun ki, biz içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve yaptıklarınızla ilgili haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz."
İnsan Suresi 2
إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنسَانَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا
İnnâ ḫalaqne'l-insâne min nuṭfetin emşâcin nebtelîhi fe ce'alnâhu semî'an beṣîrâ.
"Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık."
İnsan Suresi 3
إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
İnnâ hedeynâhu's-sebîle immâ şâkiran ve immâ kefûrâ.
"Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör."
Hayrı da, şerri de yaratandır
Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. (YUNUS/107)
Yunus Suresi 107
وَإِن يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ ۖ وَإِن يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَادَّ لِفَضْلِهِ ۚ يُصِيبُ بِهِ مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ ۚ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Ve in yemseske'llâhu bi ḍurrin fe lâ kâşife lehu illâ hu, ve in yuridke bi ḫayrin fe lâ râdde li faḍlih, yuṣîbu bihî men yeşâu min 'ibâdih, ve huve'l-ġafûru'r-rahîm.
"Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O'nun hayrını engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir."
Teğabün Suresi 11
مَا أَصَابَ مِن مُّصِيبَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ ۗ وَمَن يُؤْمِن بِاللَّهِ يَهْدِ قَلْبَهُ ۚ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Mâ eṣâbe min muṣîbetin illâ bi iżni'llâh, ve men yu'min bi'llâhi yehdi qalbeh, va'llâhu bi kulli şey'in 'alîm.
"Allah'ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir."
Enbiya Suresi 35
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ۗ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً ۖ وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Kullu nefsin zâiqatu'l-mevt, ve neblûkum bi'ş-şerri ve'l-ḫayri fitneh, ve ileynâ turce'ûn.
"Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz."
Herşeye şahit olandır
Hangi işi yaparsan yap, biz sizin üzerinizde şahidiz. (YUNUS/61)
Yunus Suresi 61
وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُو مِنْهُ مِن قُرْآنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِن عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ ۚ وَمَا يَعْزُبُ عَن رَّبِّكَ مِن مِّثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَلَا أَصْغَرَ مِن ذَٰلِكَ وَلَا أَكْبَرَ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
Ve mâ tekûnu fî şe'nin ve mâ tetlû minhu min qur'ânin ve lâ ta'melûne min 'amelin illâ kunnâ 'aleykum şuhûden iż tufîḍûne fîh, ve mâ ya'zubu 'an rabbike min miŝqâli żerratin fi'l-arḍi ve lâ fi's-semâi ve lâ aṣġara min żâlike ve lâ ekbera illâ fî kitâbin mubîn.
"Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır."
İsra Suresi 96
قُلْ كَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ ۚ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا
Qul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum, innehu kâne bi 'ibâdihî ḫabîran beṣîrâ.
"De ki: 'Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Çünkü O, kullarının yaptığından haberdardır, yaptıklarını çok iyi görendir.'"
Ra'd Suresi 43
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلًا ۚ قُلْ كَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ
Ve yeqûlu'lleżîne keferû leste murselâ, qul kefâ billâhi şehîden beynî ve beynekum ve men 'indahu 'ilmu'l-kitâb.
"O kâfirler: 'Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin' diyorlar. De ki: 'Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan (yeter).'"
Fussilet Suresi 53
سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ ۗ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Senurîhim âyâtinâ fi'l-âfâqi ve fî enfusihim ḥattâ yetebeyyene lehum ennehu'l-ḥaqq, e ve lem yekfi bi rabbike ennehu 'alâ kulli şey'in şehîd.
"Biz onlara hem ufuklarda ve hem kendi nefislerinde delillerimizi göstereceğiz ki, Kur'ân'ın hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Senin Rabbinin her şeye şahit olması kafi değil mi?"
Herşeyi işiten ve görendir
Allah işitendir, bilendir. (MAİDE/76)
Maide Suresi 76
قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا ۚ وَاللَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Qul e ta'budûne min dûni'llâhi mâ lâ yemliku lekum ḍarran ve lâ nef'â, va'llâhu huve's-semî'u'l-'alîm.
"De ki: 'Allah'ı bırakıp da size ne zarar, ne de fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah işitendir, bilendir'."
Enbiya Suresi 4
قَالَ رَبِّي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ ۖ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Qâle rabbî ya'lemu'l-qavle fi's-semâi ve'l-arḍ, ve huve's-semî'u'l-'alîm.
"Peygamber: 'Benim Rabbim gökte ve yerde (söylenen) her sözü bilir. O, her şeyi işitir, her şeyi bilir' dedi."
Bakara Suresi 244
وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Ve qâtilû fî sebîli'llâhi ve'lemû enne'llâhe semî'un 'alîm.
"O halde Allah yolunda çarpışın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir."
Nisa Suresi 58
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَىٰ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ ۚ إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
İnne'llâhe ye'murukum en tu'eddû'l-emânâte ilâ ehlihâ ve iżâ ḥakemtum beyne'n-nâsi en taḥkumû bi'l-'adl, inne'llâhe ni'immâ ye'iżukum bih, inne'llâhe kâne semî'an beṣîrâ.
"Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendir."
Kehf Suresi 26
قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا ۖ لَهُ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ أَبْصِرْ بِهِ وَأَسْمِعْ ۚ مَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا
Quli'llâhu a'lemu bimâ lebiŝû, lehu ġaybu's-semâvâti ve'l-arḍ, ebṣir bihî ve esmi', mâ lehum min dûnihî min veliyyin ve lâ yuşriku fî ḥukmihî eḥadâ.
"De ki: 'Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.' Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez."
En'am Suresi 103
لَّا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ ۖ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Lâ tudrikuhu'l-ebṣâru ve huve yudriku'l-ebṣâr, ve huve'l-laṭîfu'l-ḫabîr.
"Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir."
Herşeyin üzerinde gözetici ve koruyucudur
En hayırlı koruyucu Allah'dır ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. (YUSUF/64)
Yusuf Suresi 64
قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلَّا كَمَا أَمِنتُكُمْ عَلَىٰ أَخِيهِ مِن قَبْلُ ۖ فَاللَّهُ خَيْرٌ حَافِظًا ۖ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Qâle hel âmenukum 'aleyhi illâ kemâ emintukum 'alâ eḫîhi min qabl, fa'llâhu ḫayrun ḥâfiżâ, ve huve erḥamu'r-râḥimîn.
"Babaları dedi ki: 'Ben onu size nasıl emanet ederim? Ya bundan önce kardeşini emanet ettiğimde olan gibi olursa! En hayırlı koruyucu Allah'dır ve O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.'"
Hud Suresi 43
قَالَ سَآوِي إِلَىٰ جَبَلٍ يَعْصِمُنِي مِنَ الْمَاءِ ۚ قَالَ لَا عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِلَّا مَن رَّحِمَ ۚ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ
Qâle se âvî ilâ cebelin ya'ṣimunî mine'l-mâ', qâle lâ 'âṣime'l-yevme min emri'llâhi illâ men raḥim, ve ḥâle beynehume'l-mevcu fe kâne mine'l-muġraqîn.
"O, dedi ki; 'Ben, beni sudan koruyacak bir dağa çıkacağım'. Nuh da 'Bu gün Allah'ın merhamet ettiğinden başkasını, Allah'ın bu emrinden koruyacak kimse yoktur.' dedi. Derken dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu."
Sebe Suresi 21
وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِم مِّن سُلْطَانٍ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يُؤْمِنُ بِالْآخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِي شَكٍّ ۗ وَرَبُّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ
Ve mâ kâne lehu 'aleyhim min sulṭânin illâ li na'leme men yu'minu bi'l-âḫirati mimmen huve minhâ fî şekk, ve rabbuke 'alâ kulli şey'in ḥafîż.
"Halbuki İblis'in onlar üzerinde hiçbir saltanat kudreti yoktu. Fakat biz ahirete imanı olanı belli edecek, ondan şüphe içinde bulunandan ayırt edecektik. Öyle ya Rabb'in her şeyi gözetleyendir."
Nisa Suresi 85
مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا ۖ وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا ۗ وَكَانَ اللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا
Men yeşfe' şefâ'aten ḥaseneten yekun lehu naṣîbun minhâ, ve men yeşfe' şefâ'aten seyyieten yekun lehu kiflun minhâ, ve kâna'llâhu 'alâ kulli şey'in muqîtâ.
"Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verir."
Herşeyden haberi olandır
Allah göğüslerin özünü çok iyi bilir. (MAİDE/7)
Hud Suresi 1
الر ۚ كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ
Elif lâm râ, kitâbun uḥkimet âyâtuhû śumme fuṣṣilet min ledun ḥakîmin ḫabîr.
"Elif-Lâm-Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır."
Maide Suresi 7
وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاثَقَكُم بِهِ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ وَاتَّقُوا اللَّهَ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Veżkurû ni'mete'llâhi 'aleykum ve mîŝâqahe'lleżî vâŝeqakum bihî iż qultum semi'nâ ve eṭa'nâ, vetteqû'llâh, inne'llâhe 'alîmun bi zâti'ṣ-ṣudûr.
"Allah'ın, üzerinizdeki nimetini ve 'İşittik, itaat ettik' dediğinizde sizden aldığı ve kendisiyle sizi bağladığı ahdini hatırlayın. Allah'tan korkun, çünkü Allah göğüslerin özünü çok iyi bilir."
Teğabün Suresi 4
يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۚ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Ya'lemu mâ fi's-semâvâti ve'l-arḍi ve ya'lemu mâ tusirrûne ve mâ tu'linûn, va'llâhu 'alîmun bi zâti'ṣ-ṣudûr.
"Göklerde ve yerde olanları, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilir. Allah, göğüslerin özünü bilir."
Yunus Suresi 61
وَمَا تَكُونُ فِي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُو مِنْهُ مِن قُرْآنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِن عَمَلٍ إِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا إِذْ تُفِيضُونَ فِيهِ ۚ وَمَا يَعْزُبُ عَن رَّبِّكَ مِن مِّثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَلَا أَصْغَرَ مِن ذَٰلِكَ وَلَا أَكْبَرَ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
Ve mâ tekûnu fî şe'nin ve mâ tetlû minhu min qur'ânin ve lâ ta'melûne min 'amelin illâ kunnâ 'aleykum şuhûden iż tufîḍûne fîh, ve mâ ya'zubu 'an rabbike min miŝqâli żerratin fi'l-arḍi ve lâ fi's-semâi ve lâ aṣġara min żâlike ve lâ ekbera illâ fî kitâbin mubîn.
"Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır."
Maide Suresi 99
مَّا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ ۗ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Mâ 'ale'r-resûli illâ'l-belâġ, va'llâhu ya'lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn.
"Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir."
Enbiya Suresi 110
إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ
İnnehu ya'lemu'l-cehre mine'l-qavli ve ya'lemu mâ tektumûn.
"Şüphesiz Allah açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir."
Hud Suresi 5
أَلَا إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ ۚ أَلَا حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ۚ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
E lâ innehum yeŝnûne ṣudûrahum li yestaḫfû minh, e lâ ḥîne yestaġşûne ŝiyâbehum ya'lemu mâ yusirrûne ve mâ yu'linûn, innehu 'alîmun bi zâti'ṣ-ṣudûr.
"Dikkat edin! Görmüyor musunuz, onlar düşmanlıklarını gizlemek için göğüslerini çeviriyorlar. İyi bilin ki, onlar örtülerine bürünürlerken, neyi gizleyip, neyi açığa vurduklarını Allah biliyor. Muhakkak ki Allah, gönülde gizlenenleri de bilir."
Taha Suresi 7
وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى
Ve in techer bi'l-qavli fe innehu ya'lemu's-sirra ve aḫfâ.
"Sen (Allah'a ettiğin dua ve zikirle) sesini yükseltirsen (bilki Allah bundan mustağnîdir.). Çünkü O şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir."
Mücadele Suresi 7
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۖ مَا يَكُونُ مِن نَّجْوَىٰ ثَلَاثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَا أَدْنَىٰ مِن ذَٰلِكَ وَلَا أَكْثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمْ أَيْنَ مَا كَانُوا ۖ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۚ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
E lem tere enne'llâhe ya'lemu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbi'uhum ve lâ ḫamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min żâlike ve lâ ekŝera illâ huve me'ahum eyne mâ kânû, śumme yunebbiuhum bimâ 'amilû yevme'l-qiyâmeh, inne'llâhe bi kulli şey'in 'alîm.
"Göklerde ve yerde olanları, Allah'ın bildiğini görmüyor musunuz? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O'dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O'dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlak O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir."
İbrahim Suresi 38
رَبَّنَا إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِي وَمَا نُعْلِنُ ۗ وَمَا يَخْفَىٰ عَلَى اللَّهِ مِن شَيْءٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ
Rabbenâ inneke ta'lemu mâ nuḫfî ve mâ nu'lin, ve mâ yaḫfâ 'ale'llâhi min şey'in fi'l-arḍi ve lâ fi's-semâ.
"Ey Rabbimiz! Sen bizim gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da şüphesiz bilirsin. Çünkü yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz."
Herşeyi yoktan yaratandır
Biz bir şeyi dilediğimiz zaman, ona sözümüz sadece "ol" dememizdir. O da hemen oluverir. (NAHL/40)
En'am Suresi 101
بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ ۖ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Bedî'u's-semâvâti ve'l-arḍ, ennâ yekûnu lehu veledun ve lem tekun lehu ṣâḥibeh, ve ḫaleqa kulle şey', ve huve bi kulli şey'in 'alîm.
"Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O'dur. Ve O, herşeyi bilendir."
Nahl Suresi 40
إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَن نَّقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ
İnnemâ qavlunâ li şey'in iżâ eradnâhu en neqûle lehu kun fe yekûn.
"Biz bir şeyi dilediğimiz zaman, ona sözümüz sadece 'ol' dememizdir. O da hemen oluverir."
En'am Suresi 73
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ ۖ وَيَوْمَ يَقُولُ كُن فَيَكُونُ ۚ قَوْلُهُ الْحَقُّ ۚ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ ۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ ۚ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
Ve huve'lleżî ḫaleqa's-semâvâti ve'l-arḍa bi'l-ḥaqq, ve yevme yeqûlu kun fe yekûn, qavluhu'l-ḥaqq, ve lehu'l-mulku yevme yunfeḫu fi'ṣ-ṣûr, 'âlimu'l-ġaybi ve'ş-şehâdeh, ve huve'l-ḥakîmu'l-ḫabîr.
"Gökleri ve yeri, yerli yerince yaratan O'dur. Bir şeye 'ol' dediği gün hemen oluverir. O'nun sözü haktır. 'Sûr'a üfürüldüğü gün de mülk ancak O'nundur. O, gizliyi ve açığı bilendir. O, hikmet sahibi, her şeyden haberdardır."
Bakara Suresi 117
بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ وَإِذَا قَضَىٰ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Bedî'u's-semâvâti ve'l-arḍ, ve iżâ qaḍâ emran fe innemâ yeqûlu lehu kun fe yekûn.
"O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca 'ol!' der, o da hemen oluverir."
Meryem Suresi 7-9
يَا زَكَرِيَّا إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيَىٰ لَمْ نَجْعَل لَّهُ مِن قَبْلُ سَمِيًّا . قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا . قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا
Yâ Zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi ġulâmin ismuhu Yaḥyâ, lem nec'al lehu min qablu semiyyâ. Qâle rabbi ennâ yekûnu lî ġulâmun ve kâneti'mraetî 'âqiran ve qad beleġtu mine'l-kiberi 'itiyyâ. Qâle keżâlike qâle rabbuke huve 'aleyye heyyin, ve qad ḫalaqtuke min qablu ve lem teku şey'â.
"(Allah şöyle buyurdu): 'Ey Zekeriyya! Şüphesiz biz sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık.' Zekeriyya: 'Rabbim! Karım kısır, ben de son derece kocamışken nasıl oğlum olabilir?' dedi. (Allah yahut Cebrail ona şöyle) dedi: 'Dediğin gibidir, (fakat) Rabbin buyurdu ki, bu işi yapmak bana kolaydır. Nitekim bundan önce seni yarattım. Halbuki sen hiçbir şey değildin.'"
Gaybı bilendir
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez. (EN'AM/59)
En'am Suresi 59
وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ ۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ ۚ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
Ve 'indehû mefâtiḥu'l-ġaybi lâ ya'lemuhâ illâ hu, ve ya'lemu mâ fi'l-berri ve'l-baḥr, ve mâ tesquṭu min varaqatin illâ ya'lemuhâ, ve lâ ḥabbetin fî żulumâti'l-arḍi ve lâ raṭbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn.
"Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o herşeyi açıklayan Kitap'ta bulunmasın."
Neml Suresi 65
قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ ۚ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Qul lâ ya'lemu men fi's-semâvâti ve'l-arḍi'l-ġaybe illâ'llâh, ve mâ yeş'urûne eyyâne yub'aŝûn.
"De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler."
Lokman Suresi 34
إِنَّ اللَّهَ عِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ ۖ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَّاذَا تَكْسِبُ غَدًا ۖ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
İnne'llâhe 'indehû 'ilmu's-sâ'ati ve yunezzilu'l-ġeyŝe ve ya'lemu mâ fi'l-erḥâm, ve mâ tedrî nefsun mâżâ teksibu ġadâ, ve mâ tedrî nefsun bi eyyi arḍin temût, inne'llâhe 'alîmun ḫabîr.
"Şüphesiz ki, kıyamet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır."
Maide Suresi 116
وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ اللَّهِ ۖ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ ۚ إِن كُنتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ ۚ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ ۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Ve iż qâle'llâhu yâ 'îsebne meryeme e ente qulte lin-nâsi'tteḫiżûnî ve ummiye ilâheyni min dûni'llâh, qâle subḥâneke mâ yekûnu lî en eqûle mâ leyse lî bi ḥaqq, in kuntu qultuhû fe qad 'alimteh, ta'lemu mâ fî nefsî ve lâ a'lemu mâ fî nefsik, inneke ente 'allâmu'l-ġuyûb.
"Ve Allah demişti ki: 'Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?'. 'Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!'"
A'raf Suresi 187
يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا ۖ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّي ۖ لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَا إِلَّا هُوَ ۚ ثَقُلَتْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ لَا تَأْتِيكُمْ إِلَّا بَغْتَةً ۗ يَسْأَلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَا ۖ قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ اللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Yes'elûneke 'ani's-sâ'ati eyyâne mursâhâ, qul innemâ 'ilmuhâ 'inde rabbî, lâ yucellîhâ li vaktihâ illâ hu, ŝequlât fi's-semâvâti ve'l-arḍ, lâ te'tîkum illâ baġteh, yes'elûneke ke enneke ḥafiyyun 'anhâ, qul innemâ 'ilmuhâ 'inde'llâhi ve lâkinne ekŝera'n-nâsi lâ ya'lemûn.
"Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O'ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler."
Hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır
Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir. (NEML/40)
Neml Suresi 40
قَالَ الَّذِي عِندَهُ عِلْمٌ مِّنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ ۚ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُ قَالَ هَٰذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ ۖ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ ۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ
Qâle'llezî 'indehû 'ilmun mine'l-kitâbi ene âtîke bihî qable en yertedde ileyke ṭarfuk, fe lemmâ raâhu musteqirran 'indehû qâle hâżâ min faḍli rabbî li yebluvenî e eşkuru em ekfur, ve men şekera fe innemâ yeşkuru li nefsih, ve men kefere fe inne rabbî ġaniyyun kerîm.
"Kitaptan ilmi olan kimse ise, 'Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm' dedi. (Süleyman) onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce, 'Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir.'"
Ankebut Suresi 6
وَمَن جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih, inne'llâhe le ġaniyyun 'ani'l-'âlemîn.
"Cihad eden ancak kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir."
Fatır Suresi 15
يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنتُمُ الْفُقَرَاءُ إِلَى اللَّهِ ۖ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
Yâ eyyuhe'n-nâsu entumu'l-fuqarâu ile'llâh, va'llâhu huve'l-ġaniyyu'l-ḥamîd.
"Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır."
Bakara Suresi 263
قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى ۗ وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ
Qavlun ma'rûfun ve maġfiretun ḫayrun min ṣadaqetin yetbe'uhâ eżâ, va'llâhu ġaniyyun ḥalîm.
"Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranır."
Muhammed Suresi 38
هَٰا أَنتُمْ هَٰؤُلَاءِ تُدْعَوْنَ لِتُنفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَمِنكُم مَّن يَبْخَلُ ۖ وَمَن يَبْخَلْ فَإِنَّمَا يَبْخَلُ عَن نَّفْسِهِ ۚ وَاللَّهُ الْغَنِيُّ وَأَنتُمُ الْفُقَرَاءُ ۚ وَإِن تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوا أَمْثَالَكُم
Hâ entum hâulâi tud'avne li tunfiqû fî sebîli'llâh, fe minkum men yebḫal, ve men yebḫal fe innemâ yebḫalu 'an nefsih, va'llâhu'l-ġaniyyu ve entumu'l-fuqarâu, ve in tetevellev yestebdil qavmen ġayrakum śumme lâ yekûnû emŝâlekum.
"İşte sizler Allah yolunda harcamaya çağrılan kimselersiniz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama cimrilik eden ancak kendi zararına cimrilik eder. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer siz Hakk'tan yüz çevirirseniz Allah yerinize başka bir kavim getirir. Sonra onlar sizin gibi olmazlar."
İbrahim Suresi 8
وَقَالَ مُوسَىٰ إِن تَكْفُرُوا أَنتُمْ وَمَن فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا فَإِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ
Ve qâle Mûsâ in tekfurû entum ve men fi'l-arḍi cemî'an fe inne'llâhe le ġaniyyun ḥamîd.
"Musa dedi ki: Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz, iyi biliniz ki Allah hepinizden zengindir, hamdedilmeye layıktır."
Her varlığın muhtaç olduğudur
Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır. (FATIR/15)
Fatır Suresi 15
يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنتُمُ الْفُقَرَاءُ إِلَى اللَّهِ ۖ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
Yâ eyyuhe'n-nâsu entumu'l-fuqarâu ile'llâh, va'llâhu huve'l-ġaniyyu'l-ḥamîd.
"Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır."
İhlas Suresi 2
اللَّهُ الصَّمَدُ
Allâhu'ṣ-ṣamed.
"Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir)"
Bütün eksikliklerden uzaktır
Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! (NEML/8)
Neml Suresi 8
فَلَمَّا جَاءَهَا نُودِيَ أَن بُورِكَ مَن فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Fe lemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fi'n-nâri ve men ḥavlehâ, ve subḥâne'llâhi rabbi'l-'âlemîn.
"Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti: 'Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir!'"
Rum Suresi 40
اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ۖ هَلْ مِن شُرَكَائِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَيْءٍ ۚ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Allâhu'lleżî ḫaleqakum śumme razaqakum śumme yumîtukum śumme yuḥyîkum, hel min şurekâikum men yef'alu min żâlikum min şey', subḥânehû ve te'âlâ 'ammâ yuşrikûn.
"Allah, O'dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir."
Ahkaf Suresi 33
أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلَىٰ أَن يُحْيِيَ الْمَوْتَىٰ ۚ بَلَىٰ إِنَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
E ve lem yerev enne'llâhe'llezî ḫaleqa's-semâvâti ve'l-arḍa ve lem ya'ye bi ḫalqihinne bi qâdirin 'alâ en yuḥyiye'l-mevtâ, belâ innehu 'alâ kulli şey'in qadîr.
"Onlar gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakla yorulmayan Allah'ın ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmüyorlar mı? Evet şüphesiz ki, O'nun herşeye gücü yeter."
Doğurmamış ve doğurulmamıştır
Doğurmadı ve doğurulmadı. (İHLAS/3)
İhlas Suresi 3
لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ
Lem yelid ve lem yûled.
"Doğurmadı ve doğurulmadı."
Yunus Suresi 68
قَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا ۗ سُبْحَانَهُ ۖ هُوَ الْغَنِيُّ ۖ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۚ إِنْ عِندَكُم مِّن سُلْطَانٍ بِهَٰذَا ۚ أَتَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Qâlû'tteḫaże'llâhu veledâ, subḥâneh, huve'l-ġaniyy, lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, in 'indekum min sulṭânin bi hâżâ, e teqûlûne 'ale'llâhi mâ lâ ta'lemûn.
"Dediler ki: 'Allah, kendine çocuk edindi'. O, böyle şeylerden münezzehtir. O, müstağnidir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Bu hususta elinizde hiç bir delil yoktur. Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi neden söylüyorsunuz?"
Meryem Suresi 35
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ ۖ سُبْحَانَهُ ۚ إِذَا قَضَىٰ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Mâ kâne lillâhi en yetteḫiże min veled, subḥâneh, iżâ qaḍâ emran fe innemâ yeqûlu lehu kun fe yekûn.
"Çocuk edinmek asla Allah'ın şanına yakışmaz. O bundan münezzehtir. O, bir şeyin olmasını dilerse, ona sadece 'ol' der, o da oluverir."
Mülkün tek sahibidir
Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. (BAKARA/107)
Bakara Suresi 107
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۗ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللَّهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
E lem ta'lem enne'llâhe lehu mulku's-semâvâti ve'l-arḍ, ve mâ lekum min dûni'llâhi min veliyyin ve lâ naṣîr.
"Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, hepsi O'nundur. Size de Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır."
Şura Suresi 12
لَهُ مَفَاتِحُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ ۚ إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Lehu mefâtiḥu's-semâvâti ve'l-arḍ, yebsuṭu'r-rizqa li men yeşâu ve yaqdir, innehu bi kulli şey'in 'alîm.
"Göklerin ve yerin kilitleri O'na aittir. O dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla bilir."
Hicr Suresi 21
وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَائِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ
Ve in min şey'in illâ 'indenâ ḫazâinuhû ve mâ nunezziluhû illâ bi qaderin ma'lûm.
"Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz."
Taha Suresi 6
لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَىٰ
Lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍi ve mâ beynehumâ ve mâ taḥte'ŝ-ŝerâ.
"Bütün göklerde olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar O'nundur."
İbrahim Suresi 2
اللَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَوَيْلٌ لِّلْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ
Allâhi'lleżî lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, ve veylun li'l-kâfirîne min 'ażâbin şedîd.
"O Allah'ın (yolu) ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Şiddetli bir azabdan dolayı vay kâfirlerin haline!"
Maide Suresi 120
لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Lillâhi mulku's-semâvâti ve'l-arḍi ve mâ fîhinne, ve huve 'alâ kulli şey'in qadîr.
"Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. O herşeye kâdirdir."
Her şeyin varisidir
Elbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz. (HİCR/23)
Hicr Suresi 23
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ
Ve innâ le naḥnu nuḥyî ve numît, ve naḥnu'l-vâriŝûn.
"Elbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz."
Meryem Suresi 40
إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
İnnâ naḥnu nariŝu'l-arḍa ve men 'aleyhâ ve ileynâ yurce'ûn.
"Şüphesiz biz bütün yeryüzüne ve üzerindekilere varis olacağız. Ve onlar da mutlaka bize döndürüleceklerdir."
Kasas Suresi 58
وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا ۖ فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَن مِّن بَعْدِهِمْ إِلَّا قَلِيلًا ۖ وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِثِينَ
Ve kem ehleknâ min qaryetin baṭirat ma'îşetehâ, fe tilke mesâkinuhum lem tusken min ba'dihim illâ qalîlâ, ve kunnâ naḥnu'l-vâriŝîn.
"Biz, maişetleriyle şımarmış nice memleketi helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur."
Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin sahibidir
O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir. (SAFFAT/5)
Saffat Suresi 5
رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ
Rabbu's-semâvâti ve'l-arḍi ve mâ beynehumâ ve rabbu'l-meşâriq.
"O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir."
Yunus Suresi 66
أَلَا إِنَّ لِلَّهِ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ ۗ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ شُرَكَاءَ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
E lâ inne lillâhi men fi's-semâvâti ve men fi'l-arḍ, ve mâ yettebi'u'lleżîne yed'ûne min dûni'llâhi şurekâe, in yettebi'ûne ille'ż-żanne ve in hum illâ yaḫruṣûn.
"Açın gözünüzü! Göklerde kim var, yerde kim varsa hep Allah'ındır. Allah'dan başkasına tapanlar dahi, Allah'a ortak koştuklarına uymuş olmuyorlar, ancak zanna uymuş oluyorlar. Ve yalandan başka bir şey söylemiyorlar."
Meryem Suresi 65
رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ ۚ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا
Rabbu's-semâvâti ve'l-arḍi ve mâ beynehumâ fa'budhu vaṣṭabir li 'ibâdetih, hel ta'lemu lehu semiyyâ.
"O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç sen Allah'ın ismini taşıyan başka birini bilir misin?"
Her şeyi ölçüyle yaratandır
Göğü yükseltti ve mizanı koydu. (RAHMAN/7)
Rahman Suresi 7
وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ
Ve's-semâe rafe'ahâ ve vaḍa'a'l-mîzân.
"Göğü yükseltti ve mizanı koydu."
Cin Suresi 28
لِّيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَىٰ كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا
Li ya'leme en qed ebleġû risâlâti rabbihim ve eḥâṭa bimâ ledeyhim ve aḥṣâ kulle şey'in 'adedâ.
"Bilsin diye ki, onlar Rablerinin elçiliklerini yerine getirmişlerdir. Allah onlarda bulunan her şeyi kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır."
Şura Suresi 17
اللَّهُ الَّذِي أَنزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْمِيزَانَ ۗ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرِيبٌ
Allâhu'llezî enzele'l-kitâbe bi'l-ḥaqqi ve'l-mîzân, ve mâ yudrîke le'alle's-sâ'ate qarîb.
"Bu kitabı ve ölçüyü hakla indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır!"
Nebe Suresi 29
وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا
Ve kulle şey'in aḥṣaynâhu kitâbâ.
"Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz."
Meryem Suresi 94
لَّقَدْ أَحْصَاهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا
Leqad aḥṣâhum ve 'addehum 'addâ.
"And olsun ki Allah onların hepsini kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir saymıştır."
Ra'd Suresi 8
اللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنثَىٰ وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ ۖ وَكُلُّ شَيْءٍ عِندَهُ بِمِقْدَارٍ
Allâhu ya'lemu mâ taḥmilu kullu unŝâ ve mâ teġîḍu'l-erḥâmu ve mâ tezdâd, ve kullu şey'in 'indehû bi miqdâr.
"Her dişinin neye gebe olduğunu Allah bilir. Ve rahimler ne eksiltir, ne arttırır, onu da bilir. O'nun katında her şeyin bir ölçüsü vardır."
Şura Suresi 27
وَلَوْ بَسَطَ اللَّهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهِ لَبَغَوْا فِي الْأَرْضِ وَلَٰكِن يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَّا يَشَاءُ ۚ إِنَّهُ بِعِبَادِهِ خَبِيرٌ بَصِيرٌ
Ve lev beṣaṭa'llâhu'r-rizqa li 'ibâdihî le beġav fi'l-arḍi ve lâkin yunezzilu bi qaderin mâ yeşâ, innehu bi 'ibâdihî ḫabîrun beṣîr.
"Eğer Allah rızkı kullarına bol bol verseydi, mutlaka yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Fakat O dilediğini belli bir ölçüye göre indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, onları hakkıyla görür."
Talak Suresi 3
وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ ۚ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ ۚ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ ۚ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا
Ve yerzuqhu min ḥayŝu lâ yaḥtesib, ve men yetevekkel 'ale'llâhi fe huve ḥasbuh, inne'llâhe bâliġu emrih, qad ce'ale'llâhu li kulli şey'in qadrâ.
"Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur."
Ulu, yüce ve büyük olandır
Allah'ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna. O, her şeyden yüksek ve büyüktür. (SEBE/23)
Sebe Suresi 23
وَلَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ عِندَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ ۚ حَتَّىٰ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ ۖ قَالُوا الْحَقَّ ۖ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Ve lâ tenfe'u'ş-şefâ'atu 'indehû illâ li men eżine leh, ḥattâ iżâ fuzzi'a 'an qulûbihim qâlû mâżâ qâle rabbukum, qâlû'l-ḥaqq, ve huve'l-'aliyyu'l-kebîr.
"Allah'ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna. Nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman 'Rabbiniz ne buyurdu?' derler. (Şefaat sahipleri de): 'Hakkı söyledi' derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür."
Şura Suresi 4
لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۖ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, ve huve'l-'aliyyu'l-'aẓîm.
"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'nundur. O çok yücedir, çok büyüktür."
Âl-i İmrân Suresi 191
الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Ellezîne yeżkurûne'llâhe qiyâmen ve qu'ûden ve 'alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî ḫalqi's-semâvâti ve'l-arḍ, rabbenâ mâ ḫaleqte hâżâ bâṭilâ, subḥâneke fe ginâ 'ażâbe'n-nâr.
"Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve 'Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru.' derler."
Nisa Suresi 34
الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ ۚ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللَّهُ ۚ وَاللَّاتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ ۖ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا
Er-ricâlu qavvâmûne 'ale'n-nisâi bimâ faḍḍala'llâhu ba'ḍahum 'alâ ba'ḍin ve bimâ enfekû min emvâlihim, fe'ṣ-ṣâliḥâtu qânitâtun ḥâfiżâtun li'l-ġaybi bimâ ḥafiża'llâh, vellâtî teḫâfûne nuşûzehunne fe'iżûhunne vehcurûhunne fi'l-meḍâci'i vaḍribûhun, fe in eṭa'nekum fe lâ tebġû 'aleyhinne sebîlâ, inne'llâhe kâne 'aliyyen kebîrâ.
"Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür."
Maide Suresi 116
وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ اللَّهِ ۖ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ ۚ إِن كُنتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ ۚ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ ۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Ve iż qâle'llâhu yâ 'îsebne meryeme e ente qulte lin-nâsi'tteḫiżûnî ve ummiye ilâheyni min dûni'llâh, qâle subḥâneke mâ yekûnu lî en eqûle mâ leyse lî bi ḥaqq, in kuntu qultuhû fe qad 'alimteh, ta'lemu mâ fî nefsî ve lâ a'lemu mâ fî nefsik, inneke ente 'allâmu'l-ġuyûb.
"Ve Allah demişti ki: 'Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?'. 'Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!'"
En'am Suresi 100
وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ ۖ وَخَرَقُوا لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۚ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَىٰ عَمَّا يَصِفُونَ
Ve ce'alû lillâhi şurekâe'l-cinne ve ḫaleqahum, ve ḫaraqû lehu benîne ve benâtin bi ġayri 'ilm, subḥânehû ve te'âlâ 'ammâ yaṣifûn.
"Onlar, Allah'a cinlerden de ortak koştular. Halbuki onları yaratan O'dur. Bilgileri olmadan O'na oğullar, kızlar uydurdular. O'nun şânı onların uydurdukları sıfatlardan münezzeh ve yücedir."
A'raf Suresi 54
إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ ۖ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ ۗ أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ ۗ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
İnne rabbekumu'llâhu'lleżî ḫaleqa's-semâvâti ve'l-arḍa fî sitteti eyyâmin śumme'stevâ 'ale'l-'arş, yuġşî'l-leyle'n-nehâre yaṭlubuhû ḥaŝîŝâ, ve'ş-şemse ve'l-qamere ve'n-nucûme musaḫḫarâtin bi emrih, e lâ lehu'l-ḫalqu ve'l-emr, tebârake'llâhu rabbu'l-'âlemîn.
"Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir."
Tevbe Suresi 40
إِلَّا تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا ۖ فَأَنزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلَىٰ ۗ وَكَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا ۗ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
İllâ tenṣurûhu fe qad neṣarahu'llâh, iż eḫracehu'lleżîne keferû sâniye'ŝneyni iż humâ fi'l-ġâri iż yeqûlu li ṣâḥibihî lâ taḥzen inne'llâhe me'anâ, fe enzele'llâhu sekînetehû 'aleyhi ve eyyedehu bi cunûdin lem terevhâ ve ce'ale kelimete'lleżîne keferû's-suflâ, ve kelimetu'llâhi hiye'l-'ulyâ, va'llâhu 'azîzun ḥakîm.
"Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani o kâfirler, onu Mekke'den çıkardıkları vakit sadece iki kişiden biri iken, ikisi de mağarada bulundukları sırada arkadaşına 'Üzülme, çünkü Allah bizimledir.' diyordu. Allah onun kalbine sükûnet ve kuvvet indirmişti ve onu görmediğiniz bir orduyla desteklemişti. Kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Yüce olan Allah'ın kelimesidir. Ve Allah güçlüdür, hikmet sahibidir."
Yunus Suresi 10
دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَامٌ ۚ وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Da'vâhum fîhâ subḥâneke'llâhumme ve teḥiyyetuhum fîhâ selâm, ve âḫiru da'vâhum eni'l-ḥamdu lillâhi rabbi'l-'âlemîn.
"Onların oradaki duaları: 'Allahım, sen yücelerden yücesin'; sağlık dilekleri 'selâm', dualarının sonu da 'Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.' diye şükretmek olacaktır."
Ra'd Suresi 9
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ
'Âlimu'l-ġaybi ve'ş-şehâdeti'l-kebîru'l-mute'âl.
"Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür ve yücelerden yücedir."
İbrahim Suresi 7
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
Ve iż te'eżżene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum, ve le in kefertum inne 'ażâbî le şedîd.
"Ve hatırlayın ki Rabbiniz size şöyle bildirmişti: Yüceliğim hakkı için şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir."
Nahl Suresi 1
أَتَىٰ أَمْرُ اللَّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ ۚ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Etâ emru'llâhi fe lâ testa'cilûh, subḥânehû ve te'âlâ 'ammâ yuşrikûn.
"Allah'ın emri geldi, sakın onu acele edip istemeyiniz. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan münezzeh ve yücedir."
Nahl Suresi 3
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ ۚ تَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Ḫaleqa's-semâvâti ve'l-arḍa bi'l-ḥaqq, te'âlâ 'ammâ yuşrikûn.
"Allah gökleri ve yeri hikmeti ile yarattı. O, kâfirlerin ortak koştukları şeylerden çok yücedir."
Nahl Suresi 60
لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِ ۖ وَلِلَّهِ الْمَثَلُ الْأَعْلَىٰ ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Li'lleżîne lâ yu'minûne bi'l-âḫirati meŝelu's-sev', ve lillâhi'l-meŝelu'l-a'lâ, ve huve'l-'azîzu'l-ḥakîm.
"Ahirete iman etmeyenler için kötü sıfatlar var. En yüce sıfatlar ise, Allah'ındır. O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."
İsra Suresi 43
سُبْحَانَهُ وَتَعَالَىٰ عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا
Subḥânehû ve te'âlâ 'ammâ yeqûlûne 'uluwwen kebîrâ.
"Allah, onların dediklerinden çok münezzeh ve çok yüksek, hem pek büyük bir yükseklikle yücedir."
Taha Suresi 114
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ ۗ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَىٰ إِلَيْكَ وَحْيُهُ ۖ وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا
Fe te'âle'llâhu'l-meliku'l-ḥaqq, ve lâ ta'cel bi'l-qur'âni min qabli en yuqḍâ ileyke vaḥyuh, ve qul rabbi zidnî 'ilmâ.
"Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur'ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur'ân'ı okumada acele etme; 'Rabbim! benim ilmimi artır' de."
Hac Suresi 62
ذَٰلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Żâlike bi enne'llâhe huve'l-ḥaqqu ve enne mâ yed'ûne min dûnihî huve'l-bâṭil, ve enne'llâhe huve'l-'aliyyu'l-kebîr.
"(Bu sonsuz güç şundandır) Çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak'tır. Müşriklerin O'nu bırakıp da tapındıkları putlar ise hep bâtıldır. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür."
Mü'minun Suresi 14
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ
Śumme ḫalaqne'n-nuṭfete 'aleqaten fe ḫalaqne'l-'aleqate muḍġaten fe ḫalaqne'l-muḍġate 'iżâmen fe kesevne'l-'iżâme leḥmen śumme enşa'nâhu ḫalqan âḫar, fe tebârake'llâhu aḥsenu'l-ḫâliqîn.
"Sonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir."
Mü'minun Suresi 92
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
'Âlimi'l-ġaybi ve'ş-şehâdeti fe te'âlâ 'ammâ yuşrikûn.
"Allah, gaybı da, açık olanı da bilir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir."
Mü'minun Suresi 116
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ
Fe te'âle'llâhu'l-meliku'l-ḥaqq, lâ ilâhe illâ hu, rabbu'l-'arşi'l-kerîm.
"Mutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bereketli Arş'ın sahibidir."
Furkan Suresi 10
تَبَارَكَ الَّذِي إِن شَاءَ جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِّن ذَٰلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَيَجْعَل لَّكَ قُصُورًا
Tebârake'lleżî in şâe ce'ale leke ḫayran min żâlike cennâtin tecrî min taḥtihâ'l-enhâru ve yec'al leke quṣûrâ.
"Öyle yücedir O ki, dilerse sana ondan daha iyisini, altından ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar."
Furkan Suresi 61
تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُّنِيرًا
Tebârake'lleżî ce'ale fi's-semâi burûcen ve ce'ale fîhâ sirâcen ve qameran munîrâ.
"Gökte burçları var eden, onların içinde bir kandil (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir."
Neml Suresi 63
أَمَّن يَهْدِيكُمْ فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَن يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ ۗ أَإِلَٰهٌ مَّعَ اللَّهِ ۚ تَعَالَى اللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
E men yehdîkum fî żulumâti'l-berri ve'l-baḥri ve men yursilu'r-riyâḥa buşran beyne yedey raḥmetih, e ilâhun me'a'llâh, te'âle'llâhu 'ammâ yuşrikûn.
"(Onlar mı hayırlı) yoksa, karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir."
Kasas Suresi 68
وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَيَخْتَارُ ۗ مَا كَانَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ ۚ سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Ve rabbuke yaḫluqu mâ yeşâu ve yaḫtâr, mâ kâne lehumu'l-ḫiyerah, subḥâne'llâhi ve te'âlâ 'ammâ yuşrikûn.
"Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şanı yücedir."
Rum Suresi 40
اللَّهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ثُمَّ رَزَقَكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ۖ هَلْ مِن شُرَكَائِكُم مَّن يَفْعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَيْءٍ ۚ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Allâhu'lleżî ḫaleqakum śumme razaqakum śumme yumîtukum śumme yuḥyîkum, hel min şurekâikum men yef'alu min żâlikum min şey', subḥânehû ve te'âlâ 'ammâ yuşrikûn.
"Allah, O'dur ki, sizi yarattı, sonra da size rızık verdi, sonra sizi öldürür, sonra sizi diriltir. Hiç sizin ortak koştuklarınızdan, bunlardan birini yapacak olan var mı? Allah, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir."
Lokman Suresi 30
ذَٰلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Żâlike bi enne'llâhe huve'l-ḥaqqu ve enne mâ yed'ûne min dûnihî'l-bâṭil, ve enne'llâhe huve'l-'aliyyu'l-kebîr.
"Bu da şundandır ki, Allah hakkın ta kendisidir. (İnsanların) O'ndan başka taptıkları ise mutlaka batıldır. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür."
Yasin Suresi 36
سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
Subḥâne'lleżî ḫaleqa'l-ezvâce kullehâ mimmâ tunbitu'l-arḍu ve min enfusihim ve mimmâ lâ ya'lemûn.
"Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir."
Yasin Suresi 83
فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Fe subḥâne'lleżî bi yedihî melekûtu kulli şey'in ve ileyhi turce'ûn.
"O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz."
Saffat Suresi 159
سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
Subḥâne'llâhi 'ammâ yaṣifûn.
"Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir."
Saffat Suresi 180
سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
Subḥâne rabbike rabbi'l-'izzeti 'ammâ yaṣifûn.
"Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir."
Mü'min Suresi 12
ذَٰلِكُم بِأَنَّهُ إِذَا دُعِيَ اللَّهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْ ۖ وَإِن يُشْرَكْ بِهِ تُؤْمِنُوا ۚ فَالْحُكْمُ لِلَّهِ الْعَلِيِّ الْكَبِيرِ
Żâlikum bi ennehû iżâ du'iye'llâhu vaḥdehu kefertum, ve in yuşrek bihî tu'minû, fe'l-ḥukmu lillâhi'l-'aliyyi'l-kebîr.
"(Onlara şöyle cevap verilir): 'Bu azab size şu sebeptendir: Siz tek Allah'a davet edildiğiniz zaman inkâr ettiniz. Ama O'na ortak koşulunca inandınız. Artık hüküm, o yüce ve büyük Allah'ındır.'"
Mü'min Suresi 64
اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ ۚ ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ فَتَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Allâhu'lleżî ce'ale lekumu'l-arḍa qarâran ve's-semâe binâen ve ṣavverakum fe aḥsene ṣuverekum ve razaqakum mine'ṭ-ṭayyibât, żâlikumu'llâhu rabbukum, fe tebârake'llâhu rabbu'l-'âlemîn.
"Allah, O'dur ki sizin için yeri bir karargâh, göğü de bir bina yapmıştır. Size şekil vermiş, sonra şekillerinizi güzelleştirmiştir. Hoş nimetlerden size rızık vermiştir. İşte Rabbiniz o Allah'tır. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!"
Şura Suresi 4
لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۖ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, ve huve'l-'aliyyu'l-'aẓîm.
"Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'nundur. O çok yücedir, çok büyüktür."
Şura Suresi 51
وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ ۚ إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ
Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehu'llâhu illâ vaḥyen ev min verâi ḥicâbin ev yursile resûlen fe yûḥiye bi iżnihî mâ yeşâ, innehu 'aliyyun ḥakîm.
"Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Zuhruf Suresi 82
سُبْحَانَ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
Subḥâne rabbi's-semâvâti ve'l-arḍi rabbi'l-'arşi 'ammâ yaṣifûn.
"Göklerin ve yerin Rabbi, arşın Rabbi onların nitelendirdikleri şeyden münezzehtir, yücedir."
Zuhruf Suresi 85
وَتَبَارَكَ الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ve tebârake'lleżî lehu mulku's-semâvâti ve'l-arḍi ve mâ beynehumâ ve 'indehû 'ilmu's-sâ'ati ve ileyhi turce'ûn.
"Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın şanı yücedir. Kıyâmet saatinin bilgisi de yalnız onun yanındadır. Siz sadece O'na döndürüleceksiniz."
Casiye Suresi 12
اللَّهُ الَّذِي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Allâhu'lleżî saḫḫara lekumu'l-baḥra li tecriye'l-fulku fîhi bi emrihî ve li tebteġû min faḍlihî ve le'allekum teşkurûn.
"Allah O (yüce) zâttır ki, emriyle içinde gemilerin seyretmesi, sizin de O'nun lütfundan rızık aramanız ve şükretmeniz için denizi emrinize vermiştir."
Rahman Suresi 78
تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Tebârake'smu rabbike żi'l-celâli ve'l-ikrâm.
"Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!"
Vakia Suresi 74
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
Fe sebbiḥ bi'smi rabbike'l-'aẓîm.
"Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt."
Mülk Suresi 1
تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Tebârake'lleżî bi yedihi'l-mulku ve huve 'alâ kulli şey'in qadîr.
"Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter."
Hakka Suresi 52
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
Fe sebbiḥ bi'smi rabbike'l-'aẓîm.
"O halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle."
Müddessir Suresi 3
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ
Ve rabbeke fe kebbir.
"Sadece Rabbini yücelt."
Naziat Suresi 24
فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَىٰ
Fe qâle ene rabbukumu'l-a'lâ.
"'Ben sizin en yüce Rabbinizim' dedi."
Buruc Suresi 15
ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ
Żu'l-'arşi'l-mecîd.
"Arş'ın sahibidir, yücedir."
A'la Suresi 1
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى
Sebbiḥisme rabbike'l-a'lâ.
"Rabbinin yüce adını tesbih et."
Leyl Suresi 20
إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَىٰ
İllâ btiġâe vechi rabbihi'l-a'lâ.
"O ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir."
Daima diri olandır
Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. (BAKARA/255)
Bakara Suresi 255 (Ayetel Kürsi)
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِندَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۖ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-ḥayyu'l-qayyûm, lâ te'ḫużuhû sinetun ve lâ nevm, lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, men żâ'lleżî yeşfe'u 'indehu illâ bi iżnih, ya'lemu mâ beyne eydîhim ve mâ ḫalfehum, ve lâ yuḥîtûne bi şey'in min 'ilmihî illâ bimâ şâe, vesi'a kursiyyuhu's-semâvâti ve'l-arḍ, ve lâ yeûduhu ḥifżuhumâ, ve huve'l-'aliyyu'l-'aẓîm.
"Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür."
Mü'min Suresi 65
هُوَ الْحَيُّ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ ۗ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Huve'l-ḥayyu lâ ilâhe illâ hu, fed'ûhu muḫliṣîne lehu'd-dîn, el-ḥamdu lillâhi rabbi'l-'âlemîn.
"Daimî bir hayat sahibi ancak O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. Onun için dini halis kılarak O'na, hep O'na yalvarın. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."
Furkan Suresi 58
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ ۚ وَكَفَىٰ بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا
Ve tevekkel 'ale'l-ḥayyi'lleżî lâ yemût, ve sebbiḥ bi ḥamdih, ve kefâ bihî bi żunûbi 'ibâdihî ḫabîrâ.
"Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter."
Şaşırmayan ve unutmayandır
Rabbin de (seni) unutmuş değildir. (MERYEM/64)
Meryem Suresi 64
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ ۖ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَٰلِكَ ۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا
Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbik, lehu mâ beyne eydînâ ve mâ ḫalfenâ ve mâ beyne żâlik, ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ.
"(Cebrail dedi ki: Ey Muhammed!) 'Biz senin Rabbinin emri olmadıkça inmeyiz. Önümüzdeki ve ardımızdaki (bütün geçmiş ve gelecek şeyler) ve bunların arasındakiler hep O'nundur. Rabbin de (seni) unutmuş değildir?'"
Taha Suresi 52
قَالَ عِلْمُهَا عِندَ رَبِّي فِي كِتَابٍ ۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنسَى
Qâle 'ilmuhâ 'inde rabbî fî kitâb, lâ yeḍillu rabbî ve lâ yensâ.
"Musa dedi ki: 'Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz.'"
Secde edilendir
Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler. (NAHL/49)
Nahl Suresi 48
أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَىٰ مَا خَلَقَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ يَتَفَيَّأُ ظِلَالُهُ عَنِ الْيَمِينِ وَالشَّمَائِلِ سُجَّدًا لِّلَّهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ
E ve lem yerev ilâ mâ ḫaleqa'llâhu min şey'in yetefeyyeu żilâluhû 'ani'l-yemîni ve'ş-şemâili succeden lillâhi ve hum dâḫirûn.
"Onlar, Allah'ın yarattığı birtakım şeyleri görmediler mi ki? Gölgeleri Allah'ın kudretine boyun eğip secde ederek, sağa sola döner, dolaşır."
Nahl Suresi 49
وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مِن دَابَّةٍ وَالْمَلَائِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
Ve lillâhi yescudu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍi min dâbbetin ve'l-melâiketu ve hum lâ yestekbirûn.
"Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler."
İnsan Suresi 26
وَمِنَ اللَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا
Ve mine'l-leylî fascud lehu ve sebbiḥhu leylen ṭavîlâ.
"Gecenin bir bölümünde de O'na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl). Hem de O'nu uzun bir gece tesbih et (teheccüd namazı kıl)."
Hac Suresi 18
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ النَّاسِ ۖ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ ۗ وَمَن يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِن مُّكْرِمٍ ۚ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ
E lem tere enne'llâhe yescudu lehu men fi's-semâvâti ve men fi'l-arḍi ve'ş-şemsu ve'l-qameru ve'n-nucûmu ve'l-cibâlu ve'ş-şeceru ve'd-devâbbu ve keŝîrun mine'n-nâs, ve keŝîrun ḥaqqa 'aleyhi'l-'ażâb, ve men yuhini'llâhu fe mâ lehu min mukrim, inne'llâhe yef'alu mâ yeşâ.
"Görmedin mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar."
Tesbih edilendir
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. (İSRA/44)
Sad Suresi 18
إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ
İnnâ saḫḫarnâ'l-cibâle me'ahu yusebbiḥne bi'l-'aşiyyi ve'l-işrâq.
"Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam-sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi."
Sad Suresi 19
وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً ۖ كُلٌّ لَّهُ أَوَّابٌ
Ve'ṭ-ṭayra maḥşûrah, kullun lehu evvâb.
"Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi."
Nur Suresi 41
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ ۖ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
E lem tere enne'llâhe yusebbiḥu lehu men fi's-semâvâti ve'l-arḍi ve'ṭ-ṭayru ṣâffât, kullun qad 'alime ṣalâtehu ve tesbîḥah, va'llâhu 'alîmun bimâ yef'alûn.
"Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini? Her biri kendi tesbihini ve duâsını bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir."
Enbiya Suresi 19-20
وَلَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ وَمَنْ عِندَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ
Ve lehu men fi's-semâvâti ve'l-arḍ, ve men 'indehû lâ yestekbirûne 'an 'ibâdetihî ve lâ yestaḥsirûn, yusebbiḥûne'l-leyle ve'n-nehâre lâ yef turûn.
"Göklerde ve yerde olan bütün varlıklar O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten ne çekinirler, ne de yorulurlar. Gece gündüz (hep Allah'ı) tesbih ederler, usanmazlar."
Hadid Suresi 1
سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Sebbeḥa lillâhi mâ fi's-semâvâti ve'l-arḍ, ve huve'l-'azîzu'l-ḥakîm.
"Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."
İsra Suresi 44
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ وَلَٰكِن لَّا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ ۗ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
Tusebbiḥu lehu's-semâvâtu's-seb'u ve'l-arḍu ve men fîhinne, ve in min şey'in illâ yusebbiḥu bi ḥamdihî ve lâkin lâ tefqahûne tesbîḥahum, innehu kâne ḥalîmen ġafûrâ.
"Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır."
Ra'd Suresi 13
وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلَائِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللَّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ
Ve yusebbiḥu'r-ra'du bi ḥamdihî ve'l-melâiketu min ḫîfetih, ve yursilu'ṣ-ṣavâ'iqa fe yuṣîbu bihâ men yeşâu ve hum yucâdilûne fi'llâh, ve huve şedîdu'l-miḥâl.
"Gök gürültüsü O'na hamd ile, melekler de O'nun korkusundan dolayı O'nu tesbih ederler. O yıldırımlar gönderir, onunla dilediğini çarpar. Onlar Allah hakkında mücadele edip duruyorlar. Oysa Allah'ın çarpması pek çetindir."
Hamd edilendir
Hamd, o Allah'ındır ki göklerde ne var, yerde ne varsa hep O'nundur. (SEBE/1)
Sebe Suresi 1
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْآخِرَةِ ۚ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
El-ḥamdu lillâhi'lleżî lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, ve lehu'l-ḥamdu fi'l-âḫirah, ve huve'l-ḥakîmu'l-ḫabîr.
"Hamd, o Allah'ındır ki göklerde ne var, yerde ne varsa hep O'nundur. Ahirette de hamd O'nundur. O hüküm ve himet sahibidir, herşeyden haberdardır."
En'am Suresi 1
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ۖ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
El-ḥamdu lillâhi'lleżî ḫaleqa's-semâvâti ve'l-arḍa ve ce'ale'ż-żulumâti ve'n-nûr, śumme'lleżîne keferû bi rabbihim ya'dilûn.
"Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Böyleyken kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını eşit sayıyorlar."
Zümer Suresi 75
وَتَرَى الْمَلَائِكَةَ حَافِّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ ۖ وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve tera'l-melâikete ḥâffîne min ḥavli'l-'arşi yusebbiḥûne bi ḥamdi rabbihim, ve quḍiye beynehum bi'l-ḥaqqi ve qîle'l-ḥamdu lillâhi rabbi'l-'âlemîn.
"Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık halk arasında hak ile hüküm icra edilip 'âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun' denilmektedir."
Övülmeye layık olandır
Göklerde ve yerde ne varsa hep O'nundur. Doğrusu Allah müstağnîdir, övülmeğe layıktır. (HAC/64)
Hac Suresi 64
لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
Lehu mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-arḍ, ve inne'llâhe le huve'l-ġaniyyu'l-ḥamîd.
"Göklerde ve yerde ne varsa hep O'nundur. Doğrusu Allah müstağnîdir, övülmeğe layıktır."
Hac Suresi 24
وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَىٰ صِرَاطِ الْحَمِيدِ
Ve hudû ile'ṭ-ṭayyibi mine'l-qavli ve hudû ilâ ṣirâṭi'l-ḥamîd.
"Hem sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, hem de övülmeye layık (olan Allah'ın) yoluna eriştirilmişlerdir."
Lokman Suresi 12
وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ ۚ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ ۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
Ve leqad âteynâ luqmâne'l-ḥikmete eni'şkur lillâh, ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsih, ve men kefere fe inne'llâhe ġaniyyun ḥamîd.
"Andolsun ki biz, Lokman'a 'Allah'a şükret!' diye hikmet verdik. Kim şükrederse kendi iyiliğine eder. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye layıktır."
Lokman Suresi 26
لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
Lillâhi mâ fi's-semâvâti ve'l-arḍ, inne'llâhe huve'l-ġaniyyu'l-ḥamîd.
"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Gerçekten Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övülmeye lâyıktır."
Şura Suresi 28
وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِن بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُ ۚ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ
Ve huve'lleżî yunezzilu'l-ġeyŝe min ba'di mâ qaneṭû ve yenşuru raḥmeteh, ve huve'l-veliyyu'l-ḥamîd.
"İnsanlar ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O'dur. Övülmeye layık olan gerçek dost O'dur."
Teğabün Suresi 6
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُ كَانَت تَّأْتِيهِمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالُوا أَبَشَرٌ يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا ۚ وَاسْتَغْنَى اللَّهُ ۚ وَاللَّهُ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
Żâlike bi ennehû kânet te'tîhim rusuluhum bi'l-beyyinâti fe qâlû e beşerun yehdûnenâ fe keferû ve tevellev, vestaġne'llâh, va'llâhu ġaniyyun ḥamîd.
"Böyledir, çünkü onlara peygamberleri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar: 'Bir insan mı bize yol gösterecek?' dediler ve yüz çevirdiler. Allah da muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmeye lâyıktır."
İzzet ve şerefin sahibidir
Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah'ındır. (FATIR/10)
Fatır Suresi 10
مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا ۚ إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ ۚ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ ۖ وَمَكْرُ أُولَٰئِكَ هُوَ يَبُورُ
Men kâne yurîdu'l-'izzete fe lillâhi'l-'izzetu cemî'â, ileyhi yeṣ'adu'l-kelimu'ṭ-ṭayyibu ve'l-'amelu'ṣ-ṣâliḥu yerfe'uh, velleżîne yemkurûne's-seyyiâti lehum 'ażâbun şedîd, ve mekru ulâike huve yebûr.
"Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah'ındır. O'na hoş kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azab vardır. Onların tuzakları hep darmadağın olur."
Nisa Suresi 139
الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ ۚ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا
Ellezîne yetteḫiżûne'l-kâfirîne evliyâe min dûni'l-mu'minîn, e yebteġûne 'indehumu'l-'izzete fe inne'l-'izzete lillâhi cemî'â.
"Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir."
Münafikun Suresi 8
يَقُولُونَ لَئِن رَّجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ ۚ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَٰكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ
Yeqûlûne le in race'nâ ile'l-medîneti le yuḫricenne'l-e'azzu minhâ'l-eżell, ve lillâhi'l-'izzetu ve li resûlihî ve li'l-mu'minîne ve lâkinne'l-munâfiqîne lâ ya'lemûn.
"Diyorlar ki: 'Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, daha üstün olan, daha alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır.' Üstünlük, ancak Allah'a, O'nun elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler."
Baki olandır
Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır. (RAHMAN/26-27)
Rahman Suresi 26-27
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Kullu men 'aleyhâ fân, ve yebqâ vechu rabbike żû'l-celâli ve'l-ikrâm.
"Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır."
Daima üstün ve galip olandır
Hem Allah kâfirleri herhangi bir hayra ulaşmadan hınçlarıyle defetti. Allah çok güçlüdür, çok üstündür. (AHZAB/25)
Ahzab Suresi 25
وَرَدَّ اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْرًا ۚ وَكَفَى اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ الْقِتَالَ ۚ وَكَانَ اللَّهُ قَوِيًّا عَزِيزًا
Ve radda'llâhu'lleżîne keferû bi ġayžihim lem yenâlû ḫayrâ, ve kefâ'llâhu'l-mu'minîne'l-qitâl, ve kâne'llâhu qaviyyen 'azîzâ.
"Hem Allah kâfirleri herhangi bir hayra ulaşmadan hınçlarıyle defetti. Bu şekilde Allah, müminlere savaşta kâfi geldi. Allah çok güçlüdür, çok üstündür."
Mücadele Suresi 21
كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي ۚ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
Ketebe'llâhu le aġlibenne ene ve rusulî, inne'llâhe qaviyyun 'azîz.
"Allah: 'Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz.' diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galipdir."
En güzel isimlerin sahibidir
O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. (HAŞR/24)
Haşr Suresi 24
هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ ۖ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ ۚ يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Huve'llâhu'l-ḫâliku'l-bâri'u'l-muṣavvir, lehu'l-esmâu'l-ḥusnâ, yusebbiḥu lehu mâ fi's-semâvâti ve'l-arḍ, ve huve'l-'azîzu'l-ḥakîm.
"O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, gâlib olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır."
A'raf Suresi 180
وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ فَادْعُوهُ بِهَا ۖ وَذَرُوا الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَائِهِ ۚ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Ve lillâhi'l-esmâu'l-ḥusnâ fed'ûhu bihâ, ve żerû'lleżîne yulḥidûne fî esmâih, se yuczevne mâ kânû ya'melûn.
"Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler."
İsra Suresi 110
قُلِ ادْعُوا اللَّهَ أَوِ ادْعُوا الرَّحْمَٰنَ ۖ أَيًّا مَّا تَدْعُوا فَلَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ ۚ وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا
Quli'd'û'llâhe evi'd'û'r-raḥmân, eyyem mâ ted'û fe lehu'l-esmâu'l-ḥusnâ, ve lâ techar bi ṣalâtike ve lâ tuḫâfit bihâ vebteġi beyne żâlike sebîlâ.
"(Sen onlara) de ki: İster 'Allah' deyin, ister 'Rahmân' deyin, nasıl çağırırsanız çağırın. En güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da gizli okuma, orta yolu seç."
Taha Suresi 8
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَىٰ
Allâhu lâ ilâhe illâ hu, lehu'l-esmâu'l-ḥusnâ.
"Allah O'dur ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur."
En güzel vekildir
Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şey üzerine vekildir. (ZÜMER/62)
Zümer Suresi 62
اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Allâhu ḫâliku kulli şey', ve huve 'alâ kulli şey'in vekîl.
"Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şey üzerine vekildir."
En'am Suresi 102
ذَٰلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Żâlikumu'llâhu rabbukum, lâ ilâhe illâ hu, ḫâliqu kulli şey'in fa'budûh, ve huve 'alâ kulli şey'in vekîl.
"İşte Rabbiniz Allah bu! O'ndan başka ilâh yoktur; O, her şeyin yaratanıdır. O'na kulluk edin, O her şeye vekildir."
Gerçek dost ve yardımcıdır
Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. (BAKARA/257)
Şura Suresi 28
وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِن بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُ ۚ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ
Ve huve'lleżî yunezzilu'l-ġeyŝe min ba'di mâ qaneṭû ve yenşuru raḥmeteh, ve huve'l-veliyyu'l-ḥamîd.
"İnsanlar ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan O'dur. Övülmeye layık olan gerçek dost O'dur."
Bakara Suresi 257
اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ ۖ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ ۗ أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Allâhu veliyyu'lleżîne âmenû yuḫricuhum mine'ż-żulumâti ile'n-nûr, velleżîne keferû evliyâuhumu'ṭ-ṭâġûtu yuḫricûnehum mine'n-nûri ile'ż-żulumât, ulâike aṣḥâbu'n-nâr, hum fîhâ ḫâlidûn.
"Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. İşte bunlar ateş ehlidir, onlar orada ebedî kalırlar."
Bütün alemlerin sahibidir
De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. (EN'AM/162)
Fatiha Suresi 2
الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
El-ḥamdu lillâhi rabbi'l-'âlemîn.
"Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur."
En'am Suresi 162
قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Qul inne ṣalâtî ve nusukî ve maḥyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-'âlemîn.
"De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir."
Zümer Suresi 75
وَتَرَى الْمَلَائِكَةَ حَافِّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ ۖ وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve tera'l-melâikete ḥâffîne min ḥavli'l-'arşi yusebbiḥûne bi ḥamdi rabbihim, ve quḍiye beynehum bi'l-ḥaqqi ve qîle'l-ḥamdu lillâhi rabbi'l-'âlemîn.
"Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık halk arasında hak ile hüküm icra edilip 'âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun' denilmektedir."
Çok adaletli olandır
Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar. (İSRA/71)
Nisa Suresi 40
إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ ۖ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا
İnne'llâhe lâ yażlimu miŝqâle żerrah, ve in teku ḥaseneten yuḍâ'ifhâ ve yu'ti min ledunhi ecren 'aẓîmâ.
"Şüphe yok ki, Allah zerre kadar haksızlık yapmaz. Eğer bir iyilik olursa onu kat kat arttırır. Ve yine kendi katından büyük bir mükâfat verir."
İsra Suresi 71
يَوْمَ نَدْعُو كُلَّ أُنَاسٍ بِإِمَامِهِمْ ۖ فَمَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَأُولَٰئِكَ يَقْرَءُونَ كِتَابَهُمْ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Yevme ned'û kulle unâsin bi imâmihim, fe men ûtiye kitâbehu bi yemînihî fe ulâike yeqraûne kitâbehum ve lâ yużlemûne fetîlâ.
"Kıyamet günü bütün insanları önderleriyle çağıracağız. O gün, kimin amel defteri sağ eline verilirse, işte onlar kitaplarını okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmayacaklar."
Çok bağışlayıcı olandır
Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (ZÜMER/53)
Zümer Suresi 53
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا ۚ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Qul yâ 'ibâdiye'lleżîne esrafû 'alâ enfusihim lâ taqneṭû min raḥmeti'llâh, inne'llâhe yaġfiru'ż-żunûbe cemî'â, innehu huve'l-ġafûru'r-rahîm.
"Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
Merhametlilerin en merhametlisidir
Sen merhametlilerin en merhametlisisin. (A'RAF/151)
A'raf Suresi 151
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِأَخِي وَأَدْخِلْنَا فِي رَحْمَتِكَ ۖ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Qâle rabbi'ġfir lî ve li eḫî ve edḫilnâ fî raḥmetike, ve ente erḥamu'r-râḥimîn.
"(Musa:) 'Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin!' dedi."
Hüküm ve hikmet sahibidir
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (NİSA/26)
Nisa Suresi 26
يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Yurîdu'llâhu li yubeyyine lekum ve yehdiyekum sunene'lleżîne min qablikum ve yetûbe 'aleykum, va'llâhu 'alîmun ḥakîm.
"Allah size (hükümleri) açıklamak, sizi sizden önceki (salih) kimselerin yollarına iletmek ve tövbenizi kabul etmek istiyor. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Hükmün tek sahibidir
Hüküm ancak Allah'ındır. O, hakkı anlatır. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. (EN'AM/57)
En'am Suresi 57
قُلْ إِنِّي عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّي وَكَذَّبْتُم بِهِ ۚ مَا عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ ۚ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۖ يَقُصُّ الْحَقَّ ۖ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ
Qul innî 'alâ beyyinetin min rabbî ve keżżebtum bih, mâ 'indî mâ testa'cilûne bih, ini'l-ḥukmu illâ lillâh, yaquṣṣu'l-ḥaqqa ve huve ḫayru'l-fâṣilîn.
"De ki: 'Şüphesiz ben, Rabbimden gelen açık bir delil üzerindeyim. Siz ise onu yalanladınız. Acele gelmesini istediğiniz azab (Allah'ın azabı) benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O, hakkı anlatır. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.'"
Lütuf sahibi olandır
Peygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz ancak sizin gibi bir insanız, ama Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder. (İBRAHİM/11)
İbrahim Suresi 11
قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ وَلَٰكِنَّ اللَّهَ يَمُنُّ عَلَىٰ مَن يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ ۖ وَمَا كَانَ لَنَا أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَانٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ ۚ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Qâlet lehum rusuluhum in naḥnu illâ beşerun miŝlukum ve lâkinne'llâhe yemunnu 'alâ men yeşâu min 'ibâdih, ve mâ kâne lenâ en ne'tiyekum bi sulṭânin illâ bi iżni'llâh, ve 'ale'llâhi fel yetevekkeli'l-mu'minûn.
"Peygamberleri onlara dediler ki: '(Evet) biz ancak sizin gibi bir insanız, ama Allah kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Ve Allah'ın izni olmadıkça bizim size bir delil getirmemize imkan yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar."
Bakara Suresi 64
ثُمَّ تَوَلَّيْتُم مِّن بَعْدِ ذَٰلِكَ ۖ فَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنتُم مِّنَ الْخَاسِرِينَ
Śumme tevelleytum min ba'di żâlik, fe lev lâ faḍlu'llâhi 'aleykum ve raḥmetuhû le kuntum mine'l-ḫâsirîn.
"Bunlardan (verilen söz ve emirlerden) sonra siz yine yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizde lütuf ve rahmeti olmasaydı, her halde ziyana uğrayanlardan olurdunuz."
Tövbeleri kabul edendir
Allah kullarının tevbesini kabul eder ve sadakaları da alır. Allah tevbeleri kabul edendir, çok merhametlidir. (TEVBE/104)
Nisa Suresi 17
إِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُولَٰئِكَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ ۗ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
İnnemâ't-tevbetu 'ale'llâhi li'lleżîne ya'melûne's-sûe bi cehâletin śumme yetûbûne min qarîbin fe ulâike yetûbu'llâhu 'aleyhim, ve kâna'llâhu 'alîmen ḥakîmâ.
"Allah'ın kabul edeceği tevbe, ancak cehaletle kötülük yapıp sonra hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah, bunların tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Ahzab Suresi 24
لِيَجْزِيَ اللَّهُ الصَّادِقِينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ إِن شَاءَ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Li yecziye'llâhu'ṣ-ṣâdiqîne bi ṣidqihim ve yu'ażżibe'l-munâfiqîne en şâe ev yetûbe 'aleyhim, inne'llâhe kâne ġafûran raḥîmâ.
"Çünkü Allah sadıklara sadakatleriyle mükafat verecek, dilerse münafıklara da azab edecek veya tevbe nasib edecektir. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcıdır. Çok merhamet edicidir."
Tevbe Suresi 104
أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
E lem ya'lemû enne'llâhe huve yaqbelu't-tevbete 'an 'ibâdihî ve ye'ḫużu'ṣ-ṣadaqât, ve enne'llâhe huve't-tevvâbu'r-rahîm.
"Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah kullarının tevbesini kabul eder ve sadakaları da alır. Allah tevbeleri kabul edendir, çok merhametlidir."
Samimi duaya karşılık verendir
Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. (BAKARA/186)
Bakara Suresi 186
وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ ۖ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ ۖ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
Ve iżâ seeleke 'ibâdî 'annî fe innî qarîb, ucîbu da'vete'd-dâ'i iżâ de'ân, fel yestecîbû lî vel yu'minû bî le'allehum yerşudûn.
"Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler."
Neml Suresi 62
أَمَّن يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ ۗ أَإِلَٰهٌ مَّعَ اللَّهِ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
E men yucîbu'l-muḍṭarra iżâ de'âhu ve yekşifu's-sûe ve yec'alukum ḫulefâe'l-arḍ, e ilâhun me'a'llâh, qalîlen mâ teżekkerûn.
"Yoksa (O) ki, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz!"
İyiliğin karşılığını fazlasıyla verendir
Şüphesiz ki Allah, hiç kimseye zerre kadar zulüm etmez. Eğer yapılan iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını kat kat artırır. (NİSA/40)
Nisa Suresi 40
إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ ۖ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا
İnne'llâhe lâ yażlimu miŝqâle żerrah, ve in teku ḥaseneten yuḍâ'ifhâ ve yu'ti min ledunhi ecren 'aẓîmâ.
"Şüphesiz ki Allah, hiç kimseye zerre kadar zulüm etmez. Eğer yapılan iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını kat kat artırır. Ve kendi katından büyük bir mükafat verir."
Nur Suresi 38
لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ ۗ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Li yecziyehumu'llâhu aḥsene mâ 'amilû ve yezîdehum min faḍlih, va'llâhu yerzuqu men yeşâu bi ġayri ḥisâb.
"Çünkü Allah, kendilerine işledikleri amellerin en güzeli ile ecir verecek, lütfundan fazlasını da bahşedecektir ve Allah, dilediğine hesapsız rızık verir."
Şükrün karşılığını verendir
Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir. (NİSA/147)
Zümer Suresi 7
إِن تَكْفُرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنكُمْ ۖ وَلَا يَرْضَىٰ لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ ۖ وَإِن تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ ۗ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ۗ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ۚ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
In tekfurû fe inne'llâhe ġaniyyun 'ankum, ve lâ yerḍâ li 'ibâdihi'l-kufr, ve in teşkurû yerḍahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uḫrâ, śumme ilâ rabbikum merci'ukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta'melûn, innehu 'alîmun bi zâti'ṣ-ṣudûr.
"Eğer inkâr ederseniz, şüphe yok ki Allah'ın size ihtiyacı yoktur. Bununla beraber kulları hesabına küfre razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin hesabınıza ona razı olur. Hiçbir günahkar da diğerinin günahını çekecek değildir. Sonra dönüşünüz, Rabbinizedir. O vakit, O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir. Çünkü O, bütün kalplerin özünü bilir."
Nisa Suresi 147
مَّا يَفْعَلُ اللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَآمَنتُمْ ۚ وَكَانَ اللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
Mâ yef'alu'llâhu bi 'ażâbikum in şekertum ve âmentum, ve kâna'llâhu şâkiran 'alîmâ.
"Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, şükredenlerin mükafatını veren ve her şeyi bilendir."
İnsana herşeyi öğretendir
Allah, sana Kitab (Kur'an)ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. (NİSA/113)
Bakara Suresi 31
وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَٰؤُلَاءِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Ve 'alleme âdeme'l-esmâe kullehâ śumme 'araḍahum 'ale'l-melâiketi fe qâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sâdiqîn.
"Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: 'Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin.' dedi."
Nisa Suresi 113
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّت طَّائِفَةٌ مِّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا أَنفُسَهُمْ ۖ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَيْءٍ ۚ وَأَنزَلَ اللَّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُن تَعْلَمُ ۚ وَكَانَ فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا
Ve lev lâ faḍlu'llâhi 'aleyke ve raḥmetuhû le hemmet ṭâifetun minhum en yuḍillûk, ve mâ yuḍillûne illâ enfusehum, ve mâ yaḍurrûneke min şey', ve enzele'llâhu 'aleyke'l-kitâbe ve'l-ḥikmete ve 'allemeke mâ lem tekun ta'lem, ve kâne faḍlu'llâhi 'aleyke 'aẓîmâ.
"Eğer Allah'ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab (Kur'an)ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu büyüktür."
Şifa verendir
Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. (İSRA/82)
İsra Suresi 82
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ ۙ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا
Ve nunezzilu mine'l-qur'âni mâ huve şifâ'un ve raḥmetun li'l-mu'minîn, ve lâ yezîdu'ż-żâlimîne illâ ḫasârâ.
"Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır."
Yunus Suresi 57
يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاءٌ لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Yâ eyyuhe'n-nâsu qad câetkum mev'iżatun min rabbikum ve şifâ'un limâ fi'ṣ-ṣudûr ve huden ve raḥmetun li'l-mu'minîn.
"Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi."
Rızık verendir
Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. (HUD/6)
Hud Suresi 6
وَمَا مِن دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا ۚ كُلٌّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ
Ve mâ min dâbbetin fi'l-arḍi illâ 'ale'llâhi rizquhâ ve ya'lemu musteqarrahâ ve mustevde'ahâ, kullun fî kitâbin mubîn.
"Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır."
Ra'd Suresi 26
اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ ۚ وَفَرِحُوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا مَتَاعٌ
Allâhu yebsuṭu'r-rizqa li men yeşâu ve yaqdir, ve feriḥû bi'l-ḥayâti'd-dunyâ, ve mâ'l-ḥayâtu'd-dunyâ fi'l-âḫirati illâ metâ'
"Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir de, daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile ferahlanmaktalar. Oysa dünya hayatı ahiret hayatının yanında bir yol azığından ibarettir."
Güldüren ve ağlatandır
Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur. (NECM/43)
Necm Suresi 43
وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ
Ve ennehû huve aḍḥake ve ebkâ.
"Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur."
Can veren ve alandır
Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. (BAKARA/28)
Bakara Suresi 73
فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا ۚ كَذَٰلِكَ يُحْيِي اللَّهُ الْمَوْتَىٰ وَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Fe qulnâḍribûhu bi ba'ḍihâ, keżâlike yuḥyi'llâhu'l-mevtâ ve yurîkum âyâtihî le'allekum ta'qilûn.
"İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınız."
En'am Suresi 50
قُل لَّا أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ ۖ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ ۚ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَىٰ وَالْبَصِيرُ ۚ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ
Qul lâ eqûlu lekum 'indî ḫazâinu'llâhi ve lâ a'lemu'l-ġaybe ve lâ eqûlu lekum innî melek, in ettebi'u illâ mâ yûḥâ ileyy, qul hel yestevî'l-a'mâ ve'l-beṣîr, e fe lâ tetefekkerûn.
"De ki: Ben size, 'Allah'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum, gaybı da bilmem. Size, 'Ben bir meleğim' de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: 'Hiç kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?'"
Bakara Suresi 28
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ ۖ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Keyfe tekfurûne bi'llâhi ve kuntum emvâten fe aḥyâkum, śumme yumîtukum śumme yuḥyîkum śumme ileyhi turce'ûn.
"Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz."
Ölüleri diriltendir
Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? (KIYAMET/38-40)
Kıyamet Suresi 38-40
ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ . فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَىٰ . أَلَيْسَ ذَٰلِكَ بِقَادِرٍ عَلَىٰ أَن يُحْيِيَ الْمَوْتَىٰ
Śumme kâne 'aleqaten fe ḫaleqa fe sevvâ. Fe ce'ale minhu'z-zevceyni'ż-żekera ve'l-unŝâ. E leyse żâlike bi qâdirin 'alâ en yuḥyiye'l-mevtâ.
"Sonra bir aleka (embriyon) oldu da Rabbi onu biçime koydu, sonra şekil verdi. Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti. Peki, bunu yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?"
Hac Suresi 7
وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَّا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَن فِي الْقُبُورِ
Ve enne's-sâ'ate âtiyetun lâ raybe fîhâ ve enne'llâhe yeb'aŝu men fi'l-qubûr.
"Kıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir."
Hesabı çabuk görendir
Allah hesabı çok çabuk görür. (NUR/39)
Nur Suresi 39
وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاءً حَتَّىٰ إِذَا جَاءَهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ ۗ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Velleżîne keferû a'mâluhum ke serâbin bi qî'atin yaḥsebu'ż-żam'ânu mâen ḥattâ iżâ câehu lem yecidhu şey'en ve vecade'llâhe 'indehû fe veffâhu ḥisâbeh, va'llâhu serî'u'l-ḥisâb.
"Küfredenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder, nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah'ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür."
Ra'd Suresi 41
أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا ۚ وَاللَّهُ يَحْكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ ۚ وَهُوَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
E ve lem yerev ennâ ne'ti'l-arḍa nenquṣuhâ min aṭrâfihâ, va'llâhu yaḥkumu lâ mu'aqqibe li ḥukmih, ve huve serî'u'l-ḥisâb.
"Görmüyorlar mı ki, biz yeri etrafından eksiltip duruyoruz. Allah öyle hükmeder ki, O'nun hükmünü engelleyecek kimse yoktur. O çok hızlı hesap görür."
En'am Suresi 62
ثُمَّ رُدُّوا إِلَى اللَّهِ مَوْلَاهُمُ الْحَقِّ ۚ أَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ
Śumme ruddû ile'llâhi mevlâhumu'l-ḥaqq, e lâ lehu'l-ḥukmu ve huve esra'u'l-ḥâsibîn.
"Sonra da gerçek Mevlâlarına döndürülürler. Dikkatli olun, hüküm ancak O'nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir."
Âl-i İmrân Suresi 19
إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ ۗ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِن بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
İnne'd-dîne 'inde'llâhi'l-islâm, ve maḫtelefe'lleżîne ûtu'l-kitâbe illâ min ba'di mâ câehumu'l-'ilmu baġyen beynehum, ve men yekfur bi âyâti'llâhi fe inne'llâhe serî'u'l-ḥisâb.
"Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir."
Vaadi hak olandır
Bu, Allah'ın gerçek bir vaadidir. (LOKMAN/9)
Hac Suresi 47
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ ۚ وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Ve yesta'cilûneke bi'l-'ażâb, ve len yuḫlife'llâhu va'deh, ve inne yevmen 'inde rabbike ke elfi senetin mimmâ te'uddûn.
"Bir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında birgün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir."
Tevbe Suresi 111
إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَىٰ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ ۚ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ ۖ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ ۚ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ ۚ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ ۚ وَذَٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
İnne'llâhe'şterâ mine'l-mu'minîne enfusehum ve emvâlehum bi enne lehumu'l-cenneh, yuqâtilûne fî sebîli'llâhi fe yaqtulûne ve yuqtelûn, va'den 'aleyhi ḥaqqan fi't-tevrâti ve'l-incîli ve'l-qur'ân, ve men evfâ bi 'ahdihî mina'llâh, festebşirû bi bey'ikumu'lleżî bâya'tum bih, ve żâlike huve'l-fevzu'l-'aẓîm.
"Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah'dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alış-veriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur."
Lokman Suresi 9
خَالِدِينَ فِيهَا ۖ وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Ḫâlidîne fîhâ, va'de'llâhi ḥaqqâ, ve huve'l-'azîzu'l-ḥakîm.
"Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah'ın gerçek bir vaadidir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."
Meryem Suresi 61
جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ ۚ إِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا
Cennâti 'adni'llezî ve'ade'r-raḥmânu 'ibâdehu bi'l-ġayb, innehu kâne va'dehu me'tiyyâ.
"O cennet, Rahmân (olan Allah)ın kullarına görmedikleri halde vadettiği 'Adn' cennetleridir. Şüphesiz O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır."
Ra'd Suresi 31
وَلَوْ أَنَّ قُرْآنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ أَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْأَرْضُ أَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتَىٰ ۗ بَل لِّلَّهِ الْأَمْرُ جَمِيعًا ۗ أَفَلَمْ يَيْأَسِ الَّذِينَ آمَنُوا أَن لَّوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمِيعًا ۗ وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا تُصِيبُهُم بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ أَوْ تَحُلُّ قَرِيبًا مِّن دَارِهِمْ حَتَّىٰ يَأْتِيَ وَعْدُ اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
Ve lev enne qur'ânen suyyiret bihi'l-cibâlu ev quṭṭi'at bihi'l-arḍu ev kullime bihi'l-mevtâ, bel lillâhi'l-emru cemî'â, e fe lem ye'yesi'lleżîne âmenû en lev yeşâ'u'llâhu le hede'n-nâse cemî'â, ve lâ yezâlu'lleżîne keferû tuṣîbuhum bimâ ṣana'û qâri'atun ev taḥullu qarîben min dârihim ḥattâ ye'tiye va'du'llâh, inne'llâhe lâ yuḫlifu'l-mî'âd.
"Bir Kur'ân ki, onunla dağlar yürütülse veya onunla yer parçalansa veya onunla ölüler konuşturulsa (o yine bu Kur'an olurdu). Fakat emir bütünüyle Allah'ındır. İman edenler, kâfirlerden ümit kesip daha anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, elbette insanların hepsine toptan hidayet buyururdu. O küfürde direnenlerin kendi sanatlarıyla başlarına musibet inip duracak, ya da yurtlarının yakınına konacak. Nihayet Allah'ın vaadi gelecek. Muhakkak ki, Allah vaad ettiği zamanı şaşırmaz."
Uyarıp korkutandır
Bu Kur'ân, kendisiyle uyarılsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir. (İBRAHİM/52)
İbrahim Suresi 52
هَٰذَا بَلَاغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُوا أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُولُو الْأَلْبَابِ
Hâżâ belâġun lin-nâsi ve li yunżarû bihî ve li ya'lemû ennema huve ilâhun vâhidun ve li yeżżekkera ulû'l-elbâb.
"Bu Kur'ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir."
Duhan Suresi 2-3
وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ . إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُّبَارَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
Ve'l-kitâbi'l-mubîn. İnnâ enzelnâhu fî leyletin mubârakeh, innâ kunnâ munżirîn.
"O apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız."
Kehf Suresi 2
قَيِّمًا لِّيُنذِرَ بَأْسًا شَدِيدًا مِّن لَّدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا حَسَنًا
Qayyimen li yunżira be'sen şedîden min ledunhu ve yubeşşira'l-mu'minîne'lleżîne ya'melûne'ṣ-ṣâliḥâti enne lehum ecren ḥasenâ.
"Onu dosdoğru (bir kitap) olarak (indirdi) ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel bir mükafat bulunduğunu müjdelesin."
Taha Suresi 113
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ الْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا
Ve keżâlike enzelnâhu qur'ânen 'arabiyyen ve ṣarrafnâ fîhi mine'l-va'îdi le'allehum yettaqûne ev yuḥdiŝu lehum żikrâ.
"İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'ân olarak indirdik. Onda tehditlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahut onlara bir ibret ve uyanış verir."
Hidayette olanı ve doğru yoldan sapanı en iyi bilendir
De ki: "Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir." (İSRA/84)
Necm Suresi 30
ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ الْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَىٰ
Żâlike mablaġuhum mine'l-'ilm, inne rabbeke huve a'lemu bi men ḍalle 'an sebîlihî ve huve a'lemu bi meni'htedâ.
"İşte onların ilimden erişebilecekleri (son sınır) budur. Şüphesiz, Rabbin, yolundan sapanı da iyi bilir; O, hidayette olanı da iyi bilir."
Ankebut Suresi 11
وَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ
Ve le ya'lemenne'llâhu'lleżîne âmenû ve le ya'lemenne'l-munâfiqîn.
"Allah, elbette (O'na gönülden) iman edenleri de, iki yüzlüleri de bilir."
İsra Suresi 84
قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَىٰ شَاكِلَتِهِ فَرَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ أَهْدَىٰ سَبِيلًا
Qul kullun ya'melu 'alâ şâkiletih, fe rabbukum a'lemu bi men huve ehdâ sebîlâ.
"De ki: 'Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir.'"
Dine yardım edenlere dünyada ve ahirette yardım edendir
Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. (MUHAMMED/7)
Muhammed Suresi 7
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
Yâ eyyuhe'lleżîne âmenû in tanṣuru'llâhe yenṣurkum ve yuŝebbit aqdâmakum.
"Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar."
Hac Suresi 40
الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيَارِهِم بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّا أَن يَقُولُوا رَبُّنَا اللَّهُ ۗ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا اسْمُ اللَّهِ كَثِيرًا ۗ وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
Ellezîne uḫricû min diyârihim bi ğayri ḥaqqin illâ en yeqûlû rabbuna'llâh, ve lev lâ def'u'llâhi'n-nâse ba'ḍahum bi ba'ḍin le huddimet ṣavâmi'u ve biya'un ve ṣalavâtun ve mesâcidu yużkaru fîhâ'smu'llâhi keŝîrâ, ve le yenṣuranne'llâhu men yenṣuruh, inne'llâhe le qaviyyun 'azîz.
"Onlar 'Rabbimiz Allah'tır' demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok izetlidir (her şeye galiptir)."
Mü'min Suresi 51
إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْأَشْهَادُ
İnnâ le nenṣuru rusulenâ velleżîne âmenû fi'l-ḥayâti'd-dunyâ ve yevme yeqûmu'l-eşhâd.
"Biz peygamberimize ve inananlara hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde (kıyamette) elbette yardım ederiz."
Allah'ın sıfatlarını ve esmalarını anlamak, O'nu tanımanın en güzel yoludur.
Rabbimiz! Bizi kendini tanıyan, sana layıkıyla kulluk eden kullarından eyle. Amin.