Tesettür, Moda ve İslam'da Kılık-Kıyafet
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananların üzerine olsun.
Gülay Pınarbaşı Kadın Aile Dergisi
İletişimin alabildiğine önem taşıdığı ve özellikle hızlı iletişimin çok yaygın olduğu çağımızda, insanlar artık her gün evlerine giren gazete, dergi, televizyon ya da radyo gibi medya araçları sayesinde ister istemez ortak bir gündem takip etmek zorunda kalıyorlar. Ortaya çıkan her bilgi ve atılan her fikir, kolayca ve kısa sürede çok geniş bir kitleye ulaşabiliyor.
Kılık-kıyafet modası da çok geniş kitlelere hitap edebilen bu iletişim araçlarıyla tüm dünyaya çok kısa sürelerde yayılabilen bir konudur. Ancak Müslüman kadının iletişim araçlarıyla kendisine ulaşan modayı farklı yönlerden değerlendirmesi ve ancak kendi uygun gördüğü kadarına rağbet etmesi uygun olur. Zira Müslüman kadın, kendi modasını kendisi tespit etmeli, böylece de dünyayı etkisi altına alan herhangi bir akıma ya da kalıba bağlı kalarak kendini sınırlamamalıdır. Modayı, "göze estetik ve güzel gelen her şey" diye tanımlarsa, mümin kadın aklı ve estetik anlayışı ile giyim tarzını rahatlıkla kendisi ayarlayabilir.
Üstelik Müslüman kadının moda anlayışı, Kur'an-ı Kerim'in koyduğu sınırları korumak kaydıyla özgürdür. Seçilen kıyafetlerin mevsimine uygun, kendi arasında renk ahengi taşıyan şekilde olması oldukça önemli bir konudur. Sağlık koşullarının göz önünde bulundurulması da başlı başına üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu önemli faktörlerin dışında Müslüman kadın dilediği şekilde giyinmekte özgürdür.
Tesettür, Müslüman kadını diğer kadınlardan ayıran en belirgin özelliktir. Bu yüzdendir ki, mümin kadın diğer ibadetleri gibi tesettür konusunda da büyük bir titizlik göstererek, Allah (c.c.)'ın koyduğu sınırları zevkle ve şevkle korur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in indirildiği ilk dönemlerde mümin kadınlar için tesettür çok önemli bir unsur olmuş, onların müşrikler ve inkarcılardan tamamıyla ayrılarak tanınmalarına vesile olmuştur.
Ayet-i kerimede de açıkça ifade edildiği gibi "dış elbise" kadının evden dışarı çıkarken giydiği bir kıyafettir. Bu giyim şekli, dışarıda "özgür ve iffetli" bilinmesi, eziyet görmemesi için Allah-u Teâlâ'nın koyduğu bir tedbirdir. Bunun için tesettüre dikkat etmek ve bu konuda Cenab-ı Allah'ın koyduğu sınırları titizlikle korumak çok önemlidir. Çünkü bir ibadet ve ecir kaynağı olmanın yanı sıra, Allah-u Teâlâ mümin kadınların "özgür ve iffetli" tanınmalarını, kıyafetlerine gösterdikleri titizliğe bağlamıştır.
Tesettür, mümin kadına asalet, saygı ve onur getirir. Hayatına Kur'an-ı Kerim'in koyduğu sınırlar çerçevesinde yön veren mümin kadın, elbette ki Allah'ın kendisine indirdiği dini yaşamakla yükümlüdür. Bu yüzden de Kur'an-ı Kerim'in nüzul edildiği dönemden bu yana mümin kadınlar, tesettür ibadetlerini titizlikle uygulamaktadırlar. Tesettür konusunda farklı zamanlarda ve farklı mekanlarda baskı gören müslüman kadınlar, Allah (c.c.)'ın emrettiği bu ibadetten kesinlikle taviz vermemişlerdir. İnkârcıların bütün çabaları sonuçsuz kalmış, müminleri yollarından hiçbir şekilde alıkoyamamışlardır.
Müslümanın asıl görevi; hayatı boyunca Allah'ı razı etmek ve ona yakınlaşmak için yol aramaktır. Allah (c.c.)'ın dinini tebliğ ve temsil etmek ise, bu yolların en önemlilerinden biridir. Müminler, Cenab-ı Allah'ın emrettiği ahlâkı yalnızca kendilerini korumakla kalmayıp, onu çevrelerine de tebliğ ederek yaygınlaşmasını sağlamakla yükümlüdürler. Bilindiği gibi lisan-ı hal, lisan-ı kaldan daha tesirli ve kuvvetlidir.
Çevrelerindeki insanların İslâm ahlâkını anlayabilmeleri, müminlerin yaşadıkları ahlâkı yalnızca sözle değil kendi halleriyle de dışarıya yansıtması çok önemlidir. Müslüman kadına düşen görev, konuşmasından tavırlarına, şahsiyetinden dış görünüşüne kadar her yönüyle İslâm dinine, en güzel şekilde hizmet etmektir. Mümin kadın cahiliyeye, dinin güzelliğini ve güzel ahlâkı anlatırken, kendisinde de bu üstün özelliklerin bulunduğunun farkedilmesi gerekir. Bu şekilde insanların üzerinde bırakılan etki kuşkusuz büyük olacaktır.
O halde, tüm dünyaya her konuda örnek olmaya talip olmuş mümin kadın için de şık giyinmek, estetik ve uyuma dikkat etmek konusu gündeme gelmektedir. Bu yüzden kılık-kıyafet âdâbını çok teferruatlı bilmek ve uygulamak gerekir. Özellikle tebliğ sorumluluğunu üstlenmiş kişilerin bu konuda son derece titiz davranmaları gerekmektedir.
Unutulmamalıdır ki, İslâm sanat ve estetiğe de önem veren bir dindir. Kur'an-ı Kerim'de birçok ayette cennet tasvirleri yapılırken, oradaki güzellik, sanat ve estetik çarpıcı bir biçimde vurgulanmıştır.
Tüm bunların yanı sıra tesettürün tekdüze, yalnızca şekil ve renkten ibaret olarak algılanıp uygulanması da yanlıştır. Tarih boyunca, zaman ve topluma göre değişen çeşitli zevklerin, o toplumların kıyafetlerine yansıması çok doğaldır. Pek çok farklı model ve renk seneden seneye moda olabilmekte ve insanlar tarafından beğenilmektedir. Müminlerin kıyafetlerinde asıl olan ise, daha önce de belirtildiği gibi, Allah-u Teâlâ'nın sınırlarının titizlikle korunmasıdır.
Bu konuda Allah (c.c.)'ın sınırlarına gereken dikkat gösterildikten sonra, pek çok farklı renk ve şekilde giyim şekli bulunabilir. Müminler, gösterdikleri güzel ahlâka karşılık cennette her şeyin en güzeline layık oldukları gibi, bu dünyada da üzerlerinde taşıdıkları iffet ve şerefle her şeyin en iyisini yapmakta asıl hak sahibi olan kimselerdir.
Kur'an-ı Kerim'de Allah (c.c.)'ın sınırlarını koruyan, iffetine dikkat eden kadınların, ahirette daha güzeliyle ödüllendirileceği ifade edilmektedir. Ayetlerde mümin kadına birer nimet ve ödül olarak cennette ağır atlastan işlenmiş elbiseler, ipekler, inci ve altın ve gümüş ziynetlerden bahsedilmektedir. Cenab-ı Allah cennetteki bu nimetleri yalnızca mümin kadına vaat etmektedir.
Cahiliye kurallarının yaşandığı bir toplumda ise bugün kadın, asıl olması gerektiğinden daha farklı bir pozisyonda karşımızdadır. Her türlü maneviyatsızlık, hissiyatsızlığın içinde kadın, topluma ayak uydurarak yoz bir ahlâk içerisine girmiştir. Her türlü iffetsizliği, açık-saçıklığı kendine kâr bilen cahiliye kadınları manen zarara uğradıkları gibi, maddî zarara da uğrarlar. Böyle bir ahlâk anlayışı içinde olan bir toplumda ise şüphesiz ki, kadın gün geçtikçe saygınlığını kaybedecektir.
Sonuç: Bu yüzdendir ki, Cenab-ı Allah'a bize iman nasip ettiği için çok şükretmeli, bizi hidayete erdirip İslâm ahlâkını bize yaşattığı için çokça hamd etmeliyiz.
Kaynak: Gülay Pınarbaşı, Kadın Aile Dergisi
