Yasin Suresi, Okunuşu ve Anlamı
Sesli Dinle
Açıklama
Yasin Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 36. suresidir. Mekke'de inmiştir, 83 ayettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'an'ın kalbi de Yasin Suresi'dir" buyurmuştur.
Okuma Kuralları
1. â, ê, î ve û harfleri uzatılarak okunur.
2. (kh) hırıltılı he demektir.
2. (kh) hırıltılı he demektir.
Arapça Görsel
Arapça Yazılışı
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ. يس. وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ. إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ. عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ. تَنزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ. لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّا أُنذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ. لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ. إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ. وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ. وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ. إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَٰنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ. إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُّبِينٍ.
Okunuşu
Bismillahirrahmanirrahim. Yâsîn. Vel kur'ênil hakîm. İnneke leminel murselîn. Alê sırâtim-müstagîm. Tenzîlel azîzir-rahîm. Litunzira gavmem-mê unzira êbêuhum fehum ğâfilûn. Legad haggal gavlü alê ekserihim fehum lê yu'minûn. İnnê cealnê fî ağnêgihim ağlêlen fehiye ilel ezgâni fehum mugmehûn. Vecealnê mim-beyni eydîhim seddev-vemin halfihim sedden feağşeynêhum fehüm lê yubsirûn. Vesevêun aleyhim eenzertehum emlem tünzirhum lê yu'minûn. İnnemê tunziru menittebeaz-zikra ve haşiyer-rahmêne bil ğayb. Febeşşirhu bimağfirativ-veecrin kerîm. İnnê nahnü nuhyil mevtê venektubu mê gaddemû ve êsêrahum. Ve külle şey'in ehsaynêhu fî imêmim-mubîn.
Anlamı
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Yâsîn. O hikmet dolu Kurân'a yemîn ederim ki, sen hiç şübhesiz gönderilen peygamberlerdensin. Dosdoğru bir yol üzerindesin. Bu Kurân yegâne gâlib, çok esirgeyici Allah'ın indirdiği bir kitaptır. Yakın ataları azâb ile korkutulmamış, bu yüzden kendileri gaflet içinde kalmış olan bir kavmi onunla korkutman içindir. Andolsun ki onların çoğunun üzerine azap sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler. Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar. Biz hem önlerinden bir sed, hem arkalarından bir sed çektik. Böylece onları sarıverdik. Artık görmezler. Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar. Sen ancak Kurân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele. Şüphesiz biz, ölüleri diriltiriz ve onların önceden yaptıklarını ve bıraktıkları eserleri yazarız. Her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır.
Arapça Görsel
Arapça Yazılışı
وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءَهَا الْمُرْسَلُونَ. إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ. قَالُوا مَا أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَا أَنزَلَ الرَّحْمَٰنُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ. قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ. وَمَا عَلَيْنَا إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ. قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ. قَالُوا طَائِرُكُم مَّعَكُمْ أَئِن ذُكِّرْتُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ. وَجَاءَ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ. اتَّبِعُوا مَن لَّا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ. وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ. أَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِ آلِهَةً إِن يُرِدْنِ الرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّ لَّا تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنقِذُونِ. إِنِّي إِذًا لَّفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ. إِنِّي آمَنتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ. قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ. بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ.
Okunuşu
Vadrib lehüm meselen eshâbel garyeh. İz câehul murselûn. İz erselnâ ileyhimusneyni fekezzebûhumâ feazzaznâ bisâlisin fekâlû innâ ileyküm murselûn. Kâlû mâ entum illâ beşerum-mislunâ ve mâ enzelerrahmênu min şey'in in entum illâ tekzibûn. Kâlû rabbunâ ya'lemu innâ ileyküm lemurselûn. Ve mâ aleynâ illel belâğul mubîn. Kâlû innâ tetayyernâ bikum leil-lem tentehû lenercumennekum veleyemessennekum minnâ azâbun elîm. Kâlû tâirukum meaküm ein zukkirtum bel entüm kavmum-musrifûn. Ve câe min aksal medîneti raculuy-yes'â kâle yâ kavmittebiul murselîn. Ittebiû mel-le yes'elukum ecrav-vehum muhtedûn. Ve mâ liye lâ a'budullezî fetaranî ve ileyhi turceûn. Eettehizu min dûnihî âliheten iy-yuridnirrahmênu bidurril-lê tuğni annî şefâatuhum şey'ev-velê yungizûn. İnnî izel-lefî dalêlim-mubîn. İnnî âmentu birabbikum fesmeûn. Kîledhulil cenneh kâle yâ leyte kavmî ya'lemûn. Bimâ gaferalî rabbî ve cealenî minel mukremîn.
Anlamı
Sen onlara o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti. Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de onları üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz" dediler. Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz" dediler. Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz." "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir." Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur." Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi uğursuzluğa uğradınız? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz." O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!" "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir." "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz." "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar." "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum." "Şüphesiz ki ben Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni." (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi! Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."
Arapça Görsel
Arapça Yazılışı
وَمَا أَنزَلْنَا عَلَى قَوْمِهِ مِن بَعْدِهِ مِن جُندٍ مِّنَ السَّمَاءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ. إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ. يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ. أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ. وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ. وَآيَةٌ لَّهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ. وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ الْعُيُونِ. لِيَأْكُلُوا مِن ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا يَشْكُرُونَ. سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ. وَآيَةٌ لَّهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ. وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ. وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ. لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ.
Okunuşu
Ve mâ enzelnâ alâ kavmihî mim-ba'dihî min cundim-mines-semâi ve mâ kunnâ munzilîn. İn kânet illâ sayhatev-vâhideten feizâhum hâmidûn. Yâ hasraten alel ibâd. Mâ ye'tîhim mir-rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn. Elem yerav kem ehleknâ kablehum minel kurûni ennehum ileyhim lâ yerciûn. Ve in küllül-lemmâ cemîul-ledeynâ muhdarûn. Ve âyetül-lehümül ardul meyteh. Ehyaynâhâ ve ahracnâ minhâ habben feminhu ye'kulûn. Ve cealnâ fîhâ cennâtim-min nahîliv-ve a'nâbiv-ve feccernâ fîhâ minel uyûn. Li ye'kulû min semerihî ve mâ amilethu eydîhim. E felâ yeşkurûn. Subhânellezî halakal ezvâce kullehâ mimmâ tünbitul ardü ve min enfusihim ve mimmâ lâ ya'lemûn. Ve âyetül-lehumul leyl. Neslahu minhun-nehâra feizâhüm muzlimûn. Veşşemsu tecrî limustegarril-lehâ. Zâlike takdîrul azîzil alîm. Vel gamera kaddernâhu menâzile hattâ âde kel urcûnil gadîm. Leşşemsu yembeğî lehâ en tudrikel gamera velelleylu sâbikun-nehâr. Ve küllün fî felekiy-yesbahûn.
Anlamı
Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik. Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler. Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı. Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar. Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir. Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar. Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık. Bunu, onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye yaptık. Hâlâ şükretmeyecekler mi? Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir. Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar. Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi yay haline dönmüştür. Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
Arapça Görsel
Arapça Yazılışı
وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ. وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ. وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ. إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ. وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَاءُ اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ. وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ. مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ. فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ. وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ. قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ. إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ. فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ.
Okunuşu
Ve âyetül-lehüm ennâ hamelnâ zürriyyetehum fil fulkil meşhûn. Ve halagnâ lehum mim-mislihî mâ yerkebûn. Ve in neşe' nuğrıghum felâ sarîha lehum velâ hum yungazûn. İllâ rahmetem-minnâ ve metâan ilâ hîn. Ve izâ kîlelehümüttekû mâ beyne eydîküm vemâ halfeküm leallekum turhamûn. Ve mâ te'tîhim min âyetim-min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu'ridîn. Ve izâ kîlelehum enfikû mimmâ razekakumullâhu kâlellezîne keferû lillezîne âmenû enut'imü mel-lev yeşâullâhu et'ameh. İn entüm illâ fî dalâlim-mubîn. Ve yekûlûne metâ hâzel va'dü in küntüm sâdikîn. Mâ yanzurûne illâ sayhatev-vâhideten te'huzuhum vehum yehissimûn. Felâ yestetîûne tavsiyetev-ve lâ ilâ ehlihim yerciûn. Ve nufiha fîs sûrî feizâ hüm minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn. Kâlû yâ veylenâ mem-beasenâ mim-merkadînâ. Hâzâ mâ vaaderrahmânu ve sadegal murselûn. İn kânet illâ sayhatev-vâhideten feizâ hum cemîul-ledeynâ muhdarûn. Fel yevme lâ tuzlemu nefsun şey'en velâ tuczevne illâ mâ küntüm ta'melûn.
Anlamı
Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır. Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır. Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır. Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka. Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman, ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler. Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler. Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu kıyamet vaadi ne zaman?" diyorlar. Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir. O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler. Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar. Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler. Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir. Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
Arapça Görsel
Arapça Yazılışı
إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ. هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِئُونَ. لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ. سَلَامٌ قَوْلًا مِّن رَّبٍّ رَّحِيمٍ. وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ. أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ. وَأَنِ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ. وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ. هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ. اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ. الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ. وَلَوْ نَشَاءُ لَطَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ. وَلَوْ نَشَاءُ لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ. وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ. وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ. لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ.
Okunuşu
İnne ashâbel cennetil yevme fî şuğulin fâkihûn. Hum ve ezvâcuhum fî zilâlin alâl erâiki muttekiûn. Lehum fîhâ fâkihetuv-velehum mâ yeddeûn. Selâmun kavlem-mir-rabbir-rahîm. Vemtâzûl yevme eyyühel mucrimûn. Elem a'hed ileyküm yâ benî âdeme el-lâ ta'buduş şeytân. İnnehû leküm aduvvum-mubîn. Ve eni'budûnî. Hâzâ sırâtum-mustakîm. Ve lekad edalle minküm cibillen kesîrâ. E felem tekûnû ta'kilûn. Hâzihî cehennemulletî küntüm tûadûn. Islevhel yevme bimâ küntüm tekfurûn. El yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedü erculuhum bimâ kânû yeksibûn. Ve lev neşâü letamesnâ alâ a'yunihim festebegus-sırâta feennâ yubsirûn. Ve lev neşâü lemesehnâhum alâ mekânetihim femestetâû mudiyyev-velâ yerciûn. Ve men nuammirhu nunekkishu fîl halk. E felâ ya'kilûn. Ve mâ allemnâhuş şi'ra ve mâ yembeğî leh. İn hüve illâ zikruv-ve kur'ânun mubîn. Li yunzira men kâne hayyev-ve yehıkkal kavlu alel kâfirîn.
Anlamı
Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler. Kendileri ve eşleri, gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır. Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır. Onlara Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır. Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın. "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır." "Ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz? İşte bu size vaad edilen cehennemdir. Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için. Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder. Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler? Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi. Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu güç ve kuvvetini alarak tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı? Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır. Bu, diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
Arapça Görsel
Arapça Yazılışı
أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ. وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ. وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ. وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ. لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ. فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ. أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ. وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَن يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ. قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ. الَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ. أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ. إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَن يَقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ. فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ.
Okunuşu
E ve lem yerev ennâ halagnâ lehum mimmâ amilet eydînâ en'âmen fehum lehâ mâlikûn. Ve zellelnâhâ lehum fe minhâ rukûbuhum ve minhâ ye'kulûn. Ve lehum fîhâ menâfiu ve meşârib. E felâ yeşkurûn. Vettehazû min dûnillâhi âlihetel-leallehum yunsarûn. Lâ yestetîûne nasrahum vehum lehum cundum-muhdarûn. Felâ yehzunke kavluhum. İnnâ na'lemu mâ yusirrûne ve mâ yu'linûn. E ve lem yeral insânu ennâ halagnâhu min nutfetin feizâ hüve hasîmum-mubîn. Ve darabe lenâ meselev-venesiye halkah. Kâle mey-yuhyil izâme vehiye ramîm. Kul yuhyîhellezî enşeehâ evvele merrah. Ve hüve bi külli halkın alîm. Ellezî ceale lekum mineş-şeceril ahdari nâran feizâ entüm minhu tûkidûn. E ve leysellezî halakas semâvâti vel arda bi kâdirin alâ en yehluka mislehum. Belâ ve hüvel hallâkul alîm. İnnemâ emruhû izâ erâde şey'en en yekûle lehû kün fe yekûn. Fe subhânellezî bi yedihî melekûtu kulli şey'in ve ileyhi turceûn.
Anlamı
Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar. Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar. Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi? Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar. Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir. O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da. İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi? Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi. De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir." Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız. Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir. O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir. O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.
