Çocuğun Kefaleti
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananların üzerine olsun.
Çocuğun Kefaleti
Çocuğun kefaleti farzdır. Çünkü terk edildiği zaman çocuk helak olur. Bu, Allah'ın vacip kıldığı canın korunması türünden bir farziyettir. Dolayısıyla çocuğun helak olmaktan korunması ve helak edici şeylerden kurtarılması gerekir.
Çocuğun kefaleti farz olmakla birlikte akrabalık hakkı ile de ilgilidir. Çünkü orada çocuğun istihkakının temin edilmesi söz konusudur. Dolayısıyla kefaletin farziyetinin bununla ilgisi olduğu gibi hak sahibi olmanın da ilgisi vardır. Her çocuk için bir kefalet hakkı vardır. Bu hak, çocuğun kefaleti üzerine farz olanlara aittir.
Ancak Allah'ın, kefaleti üzerlerine almayı farz kıldığı kişilerin buna ehil olmaları lazımdır. Dolayısıyla herkesin bunu alma hakkı yoktur. Örneğin; çocuğu zayi edecek kimse bu kefalet hakkına sahip olamaz. Zira bu durumdaki bir çocuğun yok olmakla karşılaşması kaçınılmazdır. Dolayısıyla çocuk olan bir kimsenin veya bunamış bir kimsenin kefaleti olmaz. Zira her ikisi de çocuğa bakmaktan acizdirler. Üstelik bunamış bir kimse başkasına muhtaçtır. Başkasına muhtaç olan ise bir çocuğun kefaletini üstlenemez.
Yanında çocuğun kaybolacağı kimse, ihmalinden, emzirme ile uğraşmasını engelleyecek bir işle meşgul olmasından ya da fasıklık sıfatlarına sahip olmasından dolayı -zira böyle bir kişinin elinde yetişen çocuğun da fasık olması söz konusudur- kefalet hakkını kazanamaz. Çünkü bozgunculuk helak türlerindendir.
Kafir bir kimsenin müslüman bir annenin çocuğuna babalık yapması tasavvur dahi edilemez. Çünkü müslüman bir kadının kafir bir erkekle evlenmesi caiz değildir. Dolayısıyla çocuğun kefaleti için en uygun kimsenin annesi veya annesinin dışında bir başkasının olabileceği görülmektedir.
Bu durumda meseleye bakılır. Şayet çocuk eşyaları kavrayabilecek kadar akıl sahibi ise, annesi ile babasının muamelesini ayırabiliyorsa yani sütten, memeden kesilme yaşının üstünde ise, annesi ile babası arasında ikisinden birisini seçmekte serbest bırakılır.
Ebû Davud, Abdulhamid b. Cafer'in babasından ve dedesi Rafi' b. Sinan'dan şunu rivayet etmektedir: "Rafi' b. Sinan müslüman oldu. Annesi ise müslüman olmaktan kaçındı. Annesi Nebi (s.a.v.)'e gelerek; 'Kızım henüz sütten kesildi veya sütten henüz yeni kesilmiş bir yaştadır' dedi. Rafi'; 'Kız benimdir' dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.), Rafi b. Sinan'ın bir yanına, kadının da diğer yanına oturmalarını söyledi. Ardından onlara: Çocuğu kendinize çağırın, dedi. Çocuk, annesine yöneldi. Nebi (s.a.v.): Ey Allah'ım, onu doğru olana yönelt, deyince çocuk babasına yöneldi ve babası çocuğu aldı." Aynı hadisi Ahmed ve Nesei de, bu hadisde yer alan aynı anlamda farklı lafızlarla rivayet etmişlerdir.
Çocuk, eşyaları henüz tanıyamayacak kadar küçük ise, annesi ile babasının muamelesini birbirinden ayıramıyorsa yani sütten kesilme yaşında veya daha altında ise ya da buna yakın bir yaşta ise, anne veya babasından birisini tercihte serbest bırakılmaz, doğrudan doğruya annesine verilir. Yukarıda geçen Rafi' b. Sinan hadisinin mefhumu bunu göstermektedir. Zira çocuğu emzirmede annenin daha çok hak sahibi olduğu sabittir. Bundan anneyi men edecek herhangi bir nass da yoktur.
Kefalet, bir nevi velayet gibidir; dolayısıyla müslümanın kafir üzerinde velayeti söz konusu olamaz, şeklinde bir itiraz ileri sürülemez. Zira çocuk henüz memededir ve bakıma muhtaçtır, bu ise velayet değildir. Dolayısıyla velayetle ilgili hükümler burada uygulanamaz.
Boşanan bir anne çocuğun kefaletinde daha fazla hak sahibidir.
İbni Şeybe, Ömer'den şunu rivayet eder: Ömer, Asım'ın annesini boşadı, sonra kucağında Asım olduğu halde yanına geldi ve annesinin kucağından onu almak istedi. Aralarında bir sürtüşme oldu ve bu nedenle çocuk ağladı. Ardından doğruca Ebu Bekir es-Sıddık'a gittiler de Ebu Bekir (r.a.) şöyle dedi: "Annesinin onu sıvazlaması, bağrına basması, annesinin kokusunu alması, çocuk için senden daha hayırlıdır. Ta ki çocuk yetişinceye kadar. O zaman da çocuk istediğini seçer."
Ancak anne, yukarıda sayılan kefalet şartlarının tümüne veya bir kısmına ehil değilse, yani kadın bir başkası ile evlenmiş, bunamış veya bir başka durumda ise adeta yok olmuş gibidir. Bu durumda, çocuğun kefaleti çocuğa en yakın olana intikal eder. Ancak ebeveynin her ikisi de çocuğa bakmaya ehil değillerse onlara en yakın olan kimselere bu hak intikal eder. Zira onların her ikisi yok hükmündedirler.
Kefalet Sıralaması
Çocuğun bakımı, bu saydığımız kişilerden hiçbiri bulunmadıkça ya da bunların yetersizlikleri söz konusu olmadıkça bir başkasına intikal etmez. Ancak çocuğun bakımı çocuğa bakabilme hakkına sahip olan birisine bırakılmışsa, çocuğun bakımını bir başkasına geçmesini gerektirecek bir durum olmadıkça başkasına intikal etmez. Zira çocuğa bakmak her ne kadar "hadân"a ait bir hak ise de aynı zamanda onun görevidir de.
Ancak çocuğa bakma hakkını elinde bulunduran bir kimse bu hakkından vazgeçmek isterse, çocuğa bakma ehliyetine sahip oldukça bu hakkından vazgeçemez ve çocuk kendisine geri verilir. Aynı şekilde anne evlenir ve çocuğa bakma hakkı düşerse ardından da tekrar boşanırsa çocuğun kefalet hakkı tekrar anneye döner. Bu durum çocuğun bakımında yakınlık sırasındaki tüm kimseler için böyledir.
Bera b. Azib'den: Hamza (r.a.)'ın kızının bakımını üstlenmekte Ali, Cafer ve Zeyd (r.anhüm) birbirleri ile çekiştiler. Ali (r.a.); ona bakmak benim hakkımdır çünkü o, benim amcamın kızıdır, dedi. Cafer (r.a.), o, hem benim amcamın kızıdır hem de onun teyzesi benim karımdır, dedi. Zeyd (r.a.) ise, benim kardeşimin kızıdır, dedi. Bu hususta Rasulullah (s.a.v.), teyzesine verilmesine hükmetti ve şöyle dedi: "Teyze, anne konumundadır."
Anne ve baba müslüman kimseler ise kız veya erkek çocuk annesine veya babasına gitmesi konusunda serbest bırakılırlar. Çocuk kimi seçerse ona verilir.
Çocuğun anne ve babasından birisini seçmekte serbest bırakılması belirli bir yaşla sınırlandırılmamıştır. Bu husus, uzmanların takdirine göre hakimin değerlendirmesine bırakılmıştır. Eğer uzmanlar çocuğun kefaletten yani süt emmeden müstağni olduğunu söylerlerse ve hakim de buna kanaat getirirse çocuğu serbest bırakır. Aksi durumda hadane hakkına sahip olan kimseye verir. Bu hüküm, çocukların durumlarındaki değişiklik ile değişir. Beş yaşındaki bir çocuk kefaletten kurtulabilirken, dokuz yaşındaki bir çocuk henüz kefaletten kurtulmamış olabilir. Burada, kefaletten kurtulup kurtulmadıkları hususunda çocuğun durumu dikkate alınır.
- Çocuğun kefaleti farzdır, çünkü terk edilirse helak olur.
- Öncelik hak sahibi annedir, sonra anneanne, baba, babaanne...
- Fasık, ihmalci veya ehliyetsiz kimseler kefalet hakkına sahip olamaz.
- Boşanan anne, başkasıyla evlenmediği sürece çocuğa bakma hakkına sahiptir.
- Çocuk eşyaları ayırt edebilecek yaşa gelince anne-baba arasında serbest bırakılır.
- "Teyze, anne konumundadır." (Hadis)
Çocuğun Kefaleti - Özet
Kefalet: Çocuğun bakımı farzdır, terk edilemez
Öncelik: Anne > Anneanne > Baba > Babaanne > Kız kardeşler > Teyzeler > Halalar
Ehliyetsizler: Fasık, bunamış, ihmalci kimseler kefalet alamaz
Hadis: "Teyze, anne konumundadır."
Hadis: "Başkası ile evlenmediğin sürece çocuk senin hakkındır."
Sonuç: Çocuğun bakımı, onun menfaatine en uygun olana verilir
Kaynakça:
Kur'ân-ı Kerîm (Nisa Suresi 4/141)
Ebû Dâvûd - Rafi b. Sinan Hadisi, Boşanan Anne Hadisi
Ahmed, Nesâî - Rafi b. Sinan Hadisi
Ahmed, İbni Mâce, Tirmizî - Çocuğun Seçimi Hadisi
Buhârî - "Teyze anne konumundadır" Hadisi
İbni Şeybe - Ömer (r.a.) Rivayeti
İslam Aile Hukuku - Hadane (Çocuk Bakımı) Bahsi
