((¯`» WwW.RavzaRadyo.Tr.Gg «´¯)) ((¯`» İslam Dünyasına Açılan Eşsiz Bir Kapı «´¯)) Ravza Radyo | İslami Radyo, Teknoloji, Yapay Zeka, Forum ve Dini İçerik
Bismillahirrahmanirrahim / بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Hicri yükleniyor...
Miladi yükleniyor...
--:--:--
İmsak --:-- Güneş --:-- Öğle --:-- İkindi --:-- Akşam --:-- Yatsı --:--
Reklam
Canlı Stüdyo Ravza Haber Saati 13:00
×

Ravza Radyo'da Ara

Neredeyim: Peygamberlere Iman Sayfamıza Hoşgeldiniz
Buradasın : Peygamberlere Iman

Ravza- Radyo Sayfamıza Hoş Geldiniz

((¯`» WwW.RavzaRadyo.Tr.Gg «´¯)) ((¯`» İslam Dünyasına Açılan Eşsiz Bir Kapı «´¯))

Peygamberlere Iman

Peygamberlere İman
Reklam
Peygamberlere İman Peygamberlere İman
Bismillahirrahmanirrahim

Peygamberlere İman

Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananların üzerine olsun.

İmam-ı Mâturîdî (r.h.a.): "Biz Allahü Teâlâ (c.c.)'yi inkâr eden bir kimse ile; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin varlığını ispat etme hususunda münazara ederiz. Zira Allahü Teâlâ (c.c.)'nin; peygamberlerini göndermesi hususunda münazarada bulunmanın mümkün olması; ancak o kimsenin Allahü Teâlâ (c.c.)'ya iman etmesinden sonradır. Bununla beraber her iki hususun aynı anda münazara konusu yapılması, peygamberlerin mucizeleriyle mümkün olur."(87) hükmünü zikretmektedir.

Alıntı
"Biz Allahü Teâlâ (c.c.)'yi inkâr eden bir kimse ile; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin varlığını ispat etme hususunda münazara ederiz. Zira Allahü Teâlâ (c.c.)'nin; peygamberlerini göndermesi hususunda münazarada bulunmanın mümkün olması; ancak o kimsenin Allahü Teâlâ (c.c.)'ya iman etmesinden sonradır. Bununla beraber her iki hususun aynı anda münazara konusu yapılması, peygamberlerin mucizeleriyle mümkün olur."
İmam-ı Mâturîdî (r.h.a.)

Allahü Teâlâ (c.c.)'nin emir ve nehiylerinde, insanlar için büyük hikmetler vardır. Şurası muhakkaktır ki insan; en güzel bir biçim ve surette yaratılmış, yerde ve gökte olan bütün nimetler emrine verilmiştir. İşin ilginç yönü; bütün bu nimetler daha önce kazandıklarının karşılığı veya yaptıkları işin mükâfatı değildir. Öyle ise; bütün bu nimetler, birer imtihan aracıdır. İşte Peygamberler; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin hükümlerini (Şeriatini) insanlara tebliğ etmek için yani insanlar içerisinden seçip görevlendirdiği kimselerdir. Bunlara Peygamber, nebi ve resûl denir.

Hz. Adem (a.s.)'den itibaren bütün peygamberler insanları; Allahü Teâlâ (c.c.)'ya iman ve ibadet etmeye davet etmişlerdir.

Nahl Suresi 36
وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولًا أَنِ اُعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ
Ve le kad beasnâ fî kulli ümmetin resûlen eni'budûllâhe vectinibût tâğût.
"Andolsun ki biz her kavme 'Allah'a ibadet edin, Tağut'a kulluk etmekten kaçının' diye (tebliğat yapması için) bir peygamber göndermişizdir."(88)

Mekke müşrikleri, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in peygamberliğini inkâr ederken "Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi" diyerek; insanın, insan olan bir peygambere itaatini kerih bulmuşlardır. Bunun üzerine Kur'an-ı Kerim'de:

İsra Suresi 95
قُل لَّوْ كَانَ فِي الْأَرْضِ مَلَائِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاءِ مَلَكًا رَّسُولًا
Kul lev kâne fîl ardı melâiketun yemşûne mutmainnîne le nezzelnâ aleyhim mines semâi meleken resûlâ.
"De ki; eğer yeryüzünde (insanlar gibi) sakin sakin yürüyen melekler olsaydı biz ancak onlara gökten melek bir peygamber gönderirdik."(89)

Esasen her kavme kendi dilini konuşan bir peygamber gönderilmesi, Allahü Teâlâ (c.c.)'nin büyük bir lütfudur. Bazı peygamberler sadece kendi kavimlerine, bazıları da bütün insanlığa gönderilmiştir.

Kur'an-ı Kerim'de:

Tevbe Suresi 128
لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Le kad câekum resûlün min enfusikum azîzun aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bil mu'minîne raûfun rahîm.
"Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güç gelir. Üstünüze çok düşkündür. Mü'minleri cidden esirgeyicidir, bağışlayıcıdır o."(90)

Bu Ayet-i Kerime'den de anlaşılacağı üzere, insanlara peygamber gönderilmesinin sebeplerinden birisi de onların içinde bulundukları sıkıntıları gidermek, kendilerini dünya ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmektir. Esasen bütün peygamberler; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin emir ve nehiylerini tebliğ ederken, dünyevi hiçbir karşılık beklemediklerini açık açık beyan etmişlerdir.

Nureddin Es Sabûni: "Peygamber gönderilmesindeki hikmeti" izah ederken şunları kaydediyor:

Alıntı
"O halde hikmet onu gerektirmiştir ki yüce Allah (c.c.) peygamber göndersin. Bu peygamber, O'nun (Allah'ın) kullarına, ahirette kendileri için neler hazırladığını ve dünyaya neler yaratıp tevdi ettiğini haber versin; dirliklerini (huzur ve sükûnlarını) temin eden şeyleri emretsin, mahvolmalarına sebeb olacak şeyleri de yasaklasın."(91)
Nureddin Es Sabûni
Enfal Suresi 42
لِّيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَن بَيِّنَةٍ وَيَحْيَىٰ مَنْ حَيَّ عَن بَيِّنَةٍ
Li yehlike men heleke an beyyinetin ve yahyâ men hayye an beyyineh.
"Ta ki, mahvolmak isteyen kimse bilerek mahvolsun, dirlik bulmak isteyen kimse de bilerek dirlik bulsun."(92)

Kur'an-ı Kerim'de:

Nisa Suresi 165
رُّسُلًا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ
Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alallâhi huccetun ba'der rusul.
"(Biz) Peygamberleri (rahmet) müjdecileri ve azab habercileri olarak gönderdik. Ta ki peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı (bizi imana çağıran olmadı diye) bir bahaneleri (mazeretleri) olmasın. Allah mutlak galibtir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir."(93)

Hz. Adem (a.s.)'den, Hatemü'l Enbiya Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'e kadar bütün peygamberler insanları tevhid'e davet etmişler, bunun için de hiç kimseden dünyevi bir ücret talep etmemişlerdir.

Sadrüddin Taftazani bu konu ile ilgili olarak şunları kaydediyor:

Alıntı
"Allahü Teâlâ (c.c.) dünya ve din işleriyle ilgili olarak ihtiyaç duydukları hususları açıklasınlar diye insanlara peygamberler göndermiştir."(94)
Sadrüddin Taftazani

Allahü Teâlâ (c.c.); insanların kalplerini mutmain kılmak ve şüphelerini gidermek için, nübüvvetle görevlendirdiği kimseleri mucizelerle teyid buyurmuştur.

Mucize (A-C-Z) kökünden türetilmiş bir kelime olup, "aciz bırakmak" demektir. Istılahî manası: "Münkirlere meydan okuduğu sırada nübüvvet iddia eden kimsenin elinde, adetûllaha aykırı (tabiat kanunlarına taban tabana zıt) bir hadisenin vuku bulmasıdır."(95) Nübüvvet davasından çok önce veya çok sonra meydana gelmez. Zira ortada nübüvvet davası söz konusu olmadan; tasdikten bahsetmek mümkün değildir.

Kur'an-ı Kerim'de; mucizeler peygamberlerin doğruluğunu isbat eden deliller olduğu için "Ayet, beyyine ve bürhan" olarak anılmıştır:

Araf Suresi 73
وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا ۚ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۖ قَدْ جَاءَتْكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ ۖ هَٰذِهِ نَاقَةُ اللَّهِ لَكُمْ آيَةً ۖ فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللَّهِ ۖ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Ve ilâ Semûde ehâhum Sâlihâ(kâle yâ kavmi'budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(ğayruhu), kad câetkum beyyinetun min rabbikum, hâzihi nâkatullâhi lekum âyeten fe zerûhâ te'kul fî ardillâhi ve lâ temessûhâ bi sûin fe ye'huzekum azâbun elîm.
"Semûd (kavmine) de kardeşleri Salih'i (gönderdik). De ki: 'Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık mu'cize (beyyinetün) gelmiştir. İşte size bir alamet (âyeten) olmak üzere Allah'ın şu dişi devesi!.. Onu (kendi halinde) bırakın. Allah'ın arzında otlasın. Ona bir fenalıkla dokunmayın. Sonra sizi acıklı bir azab yakalar."(96)
Bakara Suresi 87
... وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ
... Ve âteynâ Îsâbne Meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus.
"... Meryem'in oğlu İsa'ya da beyyineler (gayet açık bürhanlar, mucizeler) verdik ve O'nu Rûh'ül kuds ile destekledik..."(97)
Tevbe Suresi 70
... وَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ ۖ فَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِن كَانُوا أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
... Ve kad câethum rusuluhum bil beyyinât(beyyinâti), fe mâ kânallâhu li yazlimehum ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
"Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd, Semûd kavm(ler)inin, İbrahim kavminin, Medyen sahiblerinin, mü'tefikelerin haberi de gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık mucizeler (beyyinat) getirmiştir. (İnanmadıkları için tamamen helak oldular.) Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı."(98)
Kasas Suresi 32
... اسْلُكْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ وَاضْمُمْ إِلَيْكَ جَنَاحَكَ مِنَ الرَّهْبِ ۖ فَذَانِكَ بُرْهَانَانِ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ
... Usluk yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sûin, vedmum ileyke cenâhake miner rahb(rahbi), fe zânike burhânâni min rabbike ilâ fir'avne ve melâih.
"Elini yakanın içine sok. Afetsiz bembeyaz olarak çıkacaktır o. Korkudan (kanat gibi açılan) ellerini kendine (birbirine) kavuştur (korkma). İşte bu iki mu'cize, Firavun'a ve cemaatine Rabbinden iki bürhandır."(99)

Nübüvvet iddiasında bulunan kimselerin elinde; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin lütfu ile gerçekleşen Mu'cize; bütün insanları aciz bırakacak nitelikte olmak zorundadır. Ta ki bütün insanlar; o kimsenin nübüvvetini tasdik hususunda hiçbir şüpheye kapılmasınlar, veya tasdik etmezlerse ellerinde hiçbir hüccet kalmasın.

"Resûl" ve "Nebi" kelimeleri üzerinde kısaca duralım.

"Risâlet" göndermek manasına olan "İrsal"den isimlidir. "Er Resûl" mübalağa sığasıdır. Çok defa gönderilmiş veya elçilik görevi uzadığından, gidip-gelip görüşmesi defalarca vuku bulmuş manasına gelir. Resûl; kendisini gönderenin devamlı haberlerini bekleyen ve alan demektir.(100)

"Nebi", haber manasına gelen "En-Nebe" kökünden türemiştir. Haber veren manasına gelir. İslâmî istilâhta; "Allahü Teâlâ (c.c.)'nin kendisine vahyettiği ve tebliğe memur kıldığı kimseye nebi denir" tarifi esas alınmıştır.(101)

Resûl ile nebi arasında; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin vahyine muhatap olma noktasında bir fark yoktur. Ancak önemli fark şuradadır:

Resûl
Allahü Teâlâ (c.c.)'nin kendisine vahyederek tebliğe memur kıldığı, kendisine kitab ve yeni bir şeriat verdiği kimsedir.(102)
Nebi
Allahü Teâlâ (c.c.)'nin kendisine vahyettiğinden insanları haberdar eden, fakat kendisinden önceki bir Resûlün şeriatı ile amel eden ve insanlara bunu izah edendir. Muayyen mevzularda kendisine hususi haberler de vahyedilir.

Kur'an-ı Kerim'de:

Nisa Suresi 164
... وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلًا لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ
... Ve rusulen kad kasasnâhum aleyke min kablu ve rusulen lem naksushum aleyk.
"Öyle peygamberler (gönderdik ki) kıssalarını hakikat önceden sana bildirdik. (Yine) öyle peygamberler (gönderdik ki) sana onların kıssalarını haber vermedik."(103)

Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim'de ismi zikredilsin veya zikredilmesin bütün peygamberlere iman etmek farzdır. Ancak Kur'an-ı Kerim'de ismi zikredilen peygamberlerden herhangi birisini inkâr (Vahyi inkâr olacağı için) insanı küfre sürükler. Zira Kur'an-ı Kerim'in herhangi bir Ayet-i Kerimesi'ni inkâr etmek, tamamını inkâr etmek hükmündedir.

Kur'an-ı Kerim'de ismi zikredilen peygamberler şunlardır:

Kur'an-ı Kerim'de Adı Geçen Peygamberler

Hz. Adem (a.s.), Hz. İdris (a.s.), Hz. Nuh (a.s.), Hz. Hûd (a.s.), Hz. Salih (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Lût (a.s.), Hz. İsmail (a.s.), Hz. İshak (a.s.), Hz. Yakûb (a.s.), Hz. Yusuf (a.s.), Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Şuayb (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. Harun (a.s.), Hz. Davûd (a.s.), Hz. Süleyman (a.s.), Hz. İlyas (a.s.), Hz. Elyasa (a.s.), Hz. Zülkifl (a.s.), Hz. Yunus (a.s.), Hz. Zekeriya (a.s.), Hz. Yahya (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ve Hatemü'l Enbiya Hz. Muhammed (s.a.v.).

Bunların dışında Kur'an-ı Kerim'de zikredilen Zülkarneyn, Üzeyr ve Lokman hususunda; "Nebi" mi, yoksa "Veli" mi olduğu noktasında ihtilaf vardır. Bunların da tevhid mücadelesinde büyük görevler yüklendiği aşikârdır.

Mü'minler; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin kitabında zikrettiği bu kimselerin tamamına (Herhangi bir ayırım yapmadan) inanırlar. Zira İslâm dini, Hz. Adem (a.s.)'le birlikte başlamıştır.


(87) İmam-ı Mâturîdî, Kitabü't-Tevhid, s. 310

(88) Nahl Suresi, 36

(89) İsra Suresi, 95

(90) Tevbe Suresi, 128

(91) Nureddin Es Sabûni, el-Bidaye, s. 61

(92) Enfal Suresi, 42

(93) Nisa Suresi, 165

(94) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 126

(95) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 130

(96) Araf Suresi, 73

(97) Bakara Suresi, 87

(98) Tevbe Suresi, 70

(99) Kasas Suresi, 32

(100) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 131

(101) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 131

(102) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 131

(103) Nisa Suresi, 164

Yazar
Ravza Radyo
Geri Dön
Bugün 10 ziyaretçi (19 klik) kişi burdaydı!
Reklam Alanları
Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver Buraya Reklam Ver
Canli Yayin Ravza Radyo Ana
Bu web sitesi Bedava-Sitem.com ile ücretsiz oluşturuldu. Siz de kendi web sitenizi ister misiniz?
Ücretsiz kayıt ol