Peygamberlere İman
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananların üzerine olsun.
İmam-ı Mâturîdî (r.h.a.): "Biz Allahü Teâlâ (c.c.)'yi inkâr eden bir kimse ile; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin varlığını ispat etme hususunda münazara ederiz. Zira Allahü Teâlâ (c.c.)'nin; peygamberlerini göndermesi hususunda münazarada bulunmanın mümkün olması; ancak o kimsenin Allahü Teâlâ (c.c.)'ya iman etmesinden sonradır. Bununla beraber her iki hususun aynı anda münazara konusu yapılması, peygamberlerin mucizeleriyle mümkün olur."(87) hükmünü zikretmektedir.
Allahü Teâlâ (c.c.)'nin emir ve nehiylerinde, insanlar için büyük hikmetler vardır. Şurası muhakkaktır ki insan; en güzel bir biçim ve surette yaratılmış, yerde ve gökte olan bütün nimetler emrine verilmiştir. İşin ilginç yönü; bütün bu nimetler daha önce kazandıklarının karşılığı veya yaptıkları işin mükâfatı değildir. Öyle ise; bütün bu nimetler, birer imtihan aracıdır. İşte Peygamberler; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin hükümlerini (Şeriatini) insanlara tebliğ etmek için yani insanlar içerisinden seçip görevlendirdiği kimselerdir. Bunlara Peygamber, nebi ve resûl denir.
Hz. Adem (a.s.)'den itibaren bütün peygamberler insanları; Allahü Teâlâ (c.c.)'ya iman ve ibadet etmeye davet etmişlerdir.
Mekke müşrikleri, Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in peygamberliğini inkâr ederken "Allah peygamber olarak bir insan mı gönderdi" diyerek; insanın, insan olan bir peygambere itaatini kerih bulmuşlardır. Bunun üzerine Kur'an-ı Kerim'de:
Esasen her kavme kendi dilini konuşan bir peygamber gönderilmesi, Allahü Teâlâ (c.c.)'nin büyük bir lütfudur. Bazı peygamberler sadece kendi kavimlerine, bazıları da bütün insanlığa gönderilmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de:
Bu Ayet-i Kerime'den de anlaşılacağı üzere, insanlara peygamber gönderilmesinin sebeplerinden birisi de onların içinde bulundukları sıkıntıları gidermek, kendilerini dünya ve ahirette kurtulacakları yola irşad etmektir. Esasen bütün peygamberler; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin emir ve nehiylerini tebliğ ederken, dünyevi hiçbir karşılık beklemediklerini açık açık beyan etmişlerdir.
Nureddin Es Sabûni: "Peygamber gönderilmesindeki hikmeti" izah ederken şunları kaydediyor:
Kur'an-ı Kerim'de:
Hz. Adem (a.s.)'den, Hatemü'l Enbiya Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'e kadar bütün peygamberler insanları tevhid'e davet etmişler, bunun için de hiç kimseden dünyevi bir ücret talep etmemişlerdir.
Sadrüddin Taftazani bu konu ile ilgili olarak şunları kaydediyor:
Allahü Teâlâ (c.c.); insanların kalplerini mutmain kılmak ve şüphelerini gidermek için, nübüvvetle görevlendirdiği kimseleri mucizelerle teyid buyurmuştur.
Mucize (A-C-Z) kökünden türetilmiş bir kelime olup, "aciz bırakmak" demektir. Istılahî manası: "Münkirlere meydan okuduğu sırada nübüvvet iddia eden kimsenin elinde, adetûllaha aykırı (tabiat kanunlarına taban tabana zıt) bir hadisenin vuku bulmasıdır."(95) Nübüvvet davasından çok önce veya çok sonra meydana gelmez. Zira ortada nübüvvet davası söz konusu olmadan; tasdikten bahsetmek mümkün değildir.
Kur'an-ı Kerim'de; mucizeler peygamberlerin doğruluğunu isbat eden deliller olduğu için "Ayet, beyyine ve bürhan" olarak anılmıştır:
Nübüvvet iddiasında bulunan kimselerin elinde; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin lütfu ile gerçekleşen Mu'cize; bütün insanları aciz bırakacak nitelikte olmak zorundadır. Ta ki bütün insanlar; o kimsenin nübüvvetini tasdik hususunda hiçbir şüpheye kapılmasınlar, veya tasdik etmezlerse ellerinde hiçbir hüccet kalmasın.
"Resûl" ve "Nebi" kelimeleri üzerinde kısaca duralım.
"Risâlet" göndermek manasına olan "İrsal"den isimlidir. "Er Resûl" mübalağa sığasıdır. Çok defa gönderilmiş veya elçilik görevi uzadığından, gidip-gelip görüşmesi defalarca vuku bulmuş manasına gelir. Resûl; kendisini gönderenin devamlı haberlerini bekleyen ve alan demektir.(100)
"Nebi", haber manasına gelen "En-Nebe" kökünden türemiştir. Haber veren manasına gelir. İslâmî istilâhta; "Allahü Teâlâ (c.c.)'nin kendisine vahyettiği ve tebliğe memur kıldığı kimseye nebi denir" tarifi esas alınmıştır.(101)
Resûl ile nebi arasında; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin vahyine muhatap olma noktasında bir fark yoktur. Ancak önemli fark şuradadır:
Kur'an-ı Kerim'de:
Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim'de ismi zikredilsin veya zikredilmesin bütün peygamberlere iman etmek farzdır. Ancak Kur'an-ı Kerim'de ismi zikredilen peygamberlerden herhangi birisini inkâr (Vahyi inkâr olacağı için) insanı küfre sürükler. Zira Kur'an-ı Kerim'in herhangi bir Ayet-i Kerimesi'ni inkâr etmek, tamamını inkâr etmek hükmündedir.
Kur'an-ı Kerim'de ismi zikredilen peygamberler şunlardır:
Hz. Adem (a.s.), Hz. İdris (a.s.), Hz. Nuh (a.s.), Hz. Hûd (a.s.), Hz. Salih (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Lût (a.s.), Hz. İsmail (a.s.), Hz. İshak (a.s.), Hz. Yakûb (a.s.), Hz. Yusuf (a.s.), Hz. Eyyûb (a.s.), Hz. Şuayb (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. Harun (a.s.), Hz. Davûd (a.s.), Hz. Süleyman (a.s.), Hz. İlyas (a.s.), Hz. Elyasa (a.s.), Hz. Zülkifl (a.s.), Hz. Yunus (a.s.), Hz. Zekeriya (a.s.), Hz. Yahya (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ve Hatemü'l Enbiya Hz. Muhammed (s.a.v.).
Bunların dışında Kur'an-ı Kerim'de zikredilen Zülkarneyn, Üzeyr ve Lokman hususunda; "Nebi" mi, yoksa "Veli" mi olduğu noktasında ihtilaf vardır. Bunların da tevhid mücadelesinde büyük görevler yüklendiği aşikârdır.
Mü'minler; Allahü Teâlâ (c.c.)'nin kitabında zikrettiği bu kimselerin tamamına (Herhangi bir ayırım yapmadan) inanırlar. Zira İslâm dini, Hz. Adem (a.s.)'le birlikte başlamıştır.
(87) İmam-ı Mâturîdî, Kitabü't-Tevhid, s. 310
(88) Nahl Suresi, 36
(89) İsra Suresi, 95
(90) Tevbe Suresi, 128
(91) Nureddin Es Sabûni, el-Bidaye, s. 61
(92) Enfal Suresi, 42
(93) Nisa Suresi, 165
(94) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 126
(95) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 130
(96) Araf Suresi, 73
(97) Bakara Suresi, 87
(98) Tevbe Suresi, 70
(99) Kasas Suresi, 32
(100) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 131
(101) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 131
(102) Sadrüddin Taftazani, Şerhu'l-Akaid, s. 131
(103) Nisa Suresi, 164
