Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananların üzerine olsun.
Cennetin sekiz kapısı vardır. Hadislerde "Cennetin sekiz kapısı olduğu" açıkça ifade edilmiştir (bk. İbn Hacer, VII/28).
Hadis-i Şerif
"Kim Allah yolunda, malından iki şey harcarsa, cennetin kapılarından 'Allah'ın kulu! Burası güzeldir, buradan girin' diye çağrılır. Namaz ehli olanlar/Sürekli namazını kılanlar, Salat (namaz) kapısından çağrılır. Cihad ehli olanlar, Cihad kapısından çağrılır. Oruç ehli olanlar/sürekli oruçlarını tutanlar Reyyan (su içip kanan) kapısından çağrılır. Sadaka ehli olanlar/Daima sadaka verenler, Sadaka kapısından çağrılır."
Buharî, Savm, 4
Hz. Ebu Bekir (r.a)'in Sorusu
"Ey Allah'ın Resulü! Anam, babam sana feda olsun, bütün bu kapılardan çağrılması için kişinin ne yapması gerekir? Bu kapıların hepsinden çağrılacak kimse var mı?"
Peygamberimizin (sav) Cevabı
"Evet, öyle ümit ediyorum ki, sen onlardan olacaksın."
Buharî, Savm, 4
Bu hadiste, dört kapı zikredilmiştir: Salat, Cihad, Reyyan, Sadaka (Zekât).
Burada İslam esaslarından yalnız Hac anılmamıştır. Şüphesiz onun için de hususî bir kapı vardır (İbn Hacer, a.g.y). Geriye üç kapı kalır ki, onlar da şunlardır:
Cennetin 8 Kapısı
1. Salat (Namaz) Kapısı
2. Cihad Kapısı
3. Reyyan (Oruç) Kapısı
4. Sadaka (Zekât) Kapısı
5. Hac Kapısı
6. Af Kapısı (Affedenler)
7. Eymen Kapısı (Tevekkül Ehli)
8. Zikir-İlim Kapısı
İbn Hacer, a.g.y
Demek ki, ehl-i ilim, İLİM kapısından girecektir.
"Her amel sahibi için ayrılan bir kapı vardır ki, onu işleyen kimse o kapıdan çağrılır" (Müsned, II/449) şeklindeki hadisten anlaşılıyor ki, her amelin kendine mahsus bir kapısı vardır. Oysa, ameller, sekizden çok daha fazladır. Buna göre, bu sekiz kapı, cennetin esas kapıları olan dış kapılarından sonra söz konusu olan iç kapılar şeklinde anlamak gerekir (İbn Hacer, a.g.y).
Cennetler, Kur'ân'ın, Allah'a inanan ve kötülük yapmaktan sakınanlara vaad ettiği ebedî mülkler, memleketler ve yurtlardır. Bu konuda söz Kur'ân'ın ve Kur'ân Peygamberinindir (asm).
Ra'd Suresi 35
مَّثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ ۖ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۖ أُكُلُهَا دَائِمٌ وَظِلُّهَا ۚ تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَوا ۖ وَّعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ
Meselul cennetilletî vuıdel muttekûn(muttekûne), tecrî min tahtihâl enhâru, ukuluhâ dâimun ve zılluhâ, tilke ukbellezînettekav ve ukbel kâfirînen nâr.
"Allah'a karşı gelmekten sakınanlara vaad edilen Cennetin altlarından ırmaklar akar, yiyecekleri ve gölgelikleri dâimîdir."
Tevbe Suresi 72
وَعَدَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ۚ وَرِضْوَانٌ مِّنَ اللَّهِ أَكْبَرُ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Vaadallâhul mu'minîne vel mu'minâti cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adn(adnin), ve rıdvânun minallâhi ekber(ekberu), zâlike huvel fevzul azîm.
"Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn Cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur."
Tâ-Hâ Suresi 76
جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَاءُ مَن تَزَكَّىٰ
Cennâtu adnin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, ve zâlike cezâu men tezekkâ.
"İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır."
Saff Suresi 12
يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ۚ ذَٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Yağfir lekum zunûbekum ve yudhilkum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adn(adnin), zâlikel fevzul azîm.
"O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn Cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur."
Beyyine Suresi 8
جَزَاؤُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ۖ رَّضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ
Cezâuhum inde rabbihim cennâtu adnin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), radıyallâhu anhum ve radû anh(anhü), zâlike li men haşiye rabbeh.
"Rableri Katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn Cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir."
Ra'd Suresi 22-24
وَالَّذِينَ صَبَرُوا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَءُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ أُولَٰئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَن صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ ۖ وَالْمَلَائِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِم مِّن كُلِّ بَابٍ سَلَامٌ عَلَيْكُم بِمَا صَبَرْتُمْ ۚ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ
Vellezîne saberûb tigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfakû mimmâ razaknâhum sirran ve alâniyeten ve yedraûne bil hasenetis seyyiâte ulâike lehum ukbâd dâr(dâri). Cennâtu adnin yedhulûnehâ ve men saleha min âbâihim ve ezvâcihim ve zürriyyâtihim, vel melâiketu yedhulûne aleyhim min kulli bâb(bâbin). Selâmun aleykum bimâ sabertum, fe ni'me ukbâd dâr.
"Rablerinin rızâsını dileyerek sabredenlerin, namaz kılanların, zekât ve sadaka verenlerin, iyilik yaparak kötülüğü ortadan kaldıranların babalarıyla, eşleriyle ve çocuklarıyla girecekleri, meleklerin her kapıdan girerek selâm verecekleri..."
Mü'min Suresi 8
رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدتَّهُمْ وَمَن صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ ۚ إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Rabbenâ ve edhılhum cennâti adninilletî vaadtehum ve men saleha min âbâihim ve ezvâcihim ve zürriyyâtihim, inneke entel azîzul hakîm.
"Rabbimiz, onları Adn Cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları da."
Nahl Suresi 31
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۖ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاءُونَ ۚ كَذَٰلِكَ يَجْزِي اللَّهُ الْمُتَّقِينَ
Cennâtu adnin yedhulûnehâ tecrî min tahtihâl enhâru, lehum fîhâ mâ yeşâûn(yeşâûne), kezâlike yeczîllâhul muttekîn.
"Diledikleri her şeyin içinde bulunduğu..."
Kehf Suresi 31
أُولَٰئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِّن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ ۚ نِعْمَ الثَّوَابُ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا
Ulâike lehum cennâtu adnin tecrî min tahtihimul enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min zeheb(zehebin), ve yelbesûne siyâben hudran min sundusin ve istebrakın muttekiîne fîhâ alel erâik(erâiki), ni'mes sevâb(sevâbu), ve hasunet murtefekâ(murtefekan).
"Altın bilezikler takınacakları, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyerek tahtlar üzerinde oturacakları..."
Fatır Suresi 33
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا ۖ وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ
Cennâtu adnin yedhulûnehâ yuhallevne fîhâ min esâvira min zeheb(zehebin) ve lu'luâ(lu'luân), ve libâsuhum fîhâ harîr(harîrun).
"Adn Cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; oradaki elbiseleri ipek(ten)dir."
Sad Suresi 52
وَعِندَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ أَتْرَابٌ
Ve indehum kâsirâtut tarfi etrâb(etrâbun).
"Yanlarında gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzellerin bulunduğu..."
Kehf Suresi 107
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًا
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti kânet lehum cennâtul firdevsi nüzulâ(nüzulen).
"İman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs Cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.'"
Mü'minûn Suresi 1-11
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ إِلَّا عَلَىٰ أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ فَمَنِ ابْتَغَىٰ وَرَاءَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْعَادُونَ وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ وَالَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ أُولَٰئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Kad eflehâl mu'minûn(mu'minûne). Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn(hâşiûne). Vellezîne hum anil lağvi mu'ridûn(mu'ridûne). Vellezîne hum liz zekâti fâilûn(fâilûne). Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn(hâfizûne). İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn(melûmîne). Femenibteğâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn(âdûne). Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn(râûne). Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfizûn(yuhâfizûne). Ulâike humul vârisûn(vârisûne). Ellezîne yerisûnel firdevs(firdevse), hum fîhâ hâlidûn.
"Huşu içinde namaz kılanların, boş şeylerden yüz çevirenlerin, zekâtlarını verenlerin, iffetlerini koruyanların, emânetlere riâyet edenlerin, sözlerini yerine getirenlerin... içlerinde temelli kalacakları ve vâris olacakları ebedî mülklerdir."
Secde Suresi 16-18
تَتَجَافَىٰ جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَّا أُخْفِيَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ أَفَمَن كَانَ مُؤْمِنًا كَمَن كَانَ فَاسِقًا ۚ لَّا يَسْتَوُونَ
Tetecâfâ cunûbuhum anil medâciı yed'ûne rabbehum havfen ve tamean ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne). Fe lâ ta'lemu nefsun mâ uhhfiye lehum min kurreti a'yun(a'yunin), cezâen bimâ kânû ya'melûn(ya'melûne). E fe men kâne mu'minen ke men kâne fâsikâ(fâsikan), lâ yestevûn(yestevûne).
"Allah'tan korkanların, Allah'ın verdiği rızklardan sarf edenlerin girecekleri..."
Necm Suresi 11-18
مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَىٰ أَفَتُمَارُونَهُ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ عِندَ سِدْرَةِ الْمُنتَهَىٰ عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَىٰ إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَىٰ
Mâ kezebel fuâdu mâ reâ(reâ). E fe tumârûnehû alâ mâ yerâ(yerâ). Ve le kad reâhu nezleten uhrâ(uhrâ). İnde sidretil muntehâ(muntehâ). İndehâ cennetul me'vâ(me'vâ). İz yağşes sidrete mâ yağşâ(yağşâ). Mâ zâğal basaru ve mâ tagâ(tagâ). Le kad reâ min âyâti rabbihil kubrâ(kubrâ).
"Hazret-i Muhammed'in (asm) gözünün gördüğünü gönlünün yalanlamadığı, Cebrâil (as) ile birlikte Sidre-i Müntehâ'da Allah'ın varlığının büyük delilleriyle (Âyet'ül-Kübrâ) berâber gördüğü..."
Saffat Suresi 40-49
إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ أُولَٰئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ فَوَاكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِّلشَّارِبِينَ لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ وَعِندَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne). Ulâike lehum rızkun ma'lûm(mu'lemun), fevâkih(fevâkihu), ve hum mukramûn(mukramûne). Fî cennâtin naîm(naîmi). Alâ sururin muttekâbilîn(muttekâbilîne). Yutâfu aleyhim bi ke'sin min maîn(maînin). Beydâe lezzetin liş şâribîn. Lâ fîhâ ğavlun ve lâ hum anhâ yunzefûn(yunzefûne). Ve indehum kâsirâtut tarfi în(înun), ke ennehunne beydun meknûn(meknûnun).
"Allah'a içten bağlı olan kulların girecekleri... baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk veren bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehlerin sunulacağı, yanlarında iri gözlü, bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş zevcelerinin bulunacağı..."
İnfitar Suresi 13
إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
İnnel ebrâra le fî naîm.
"Hayırda ve iyilikte önde olanların..."
Vakıa Suresi 10-38
وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ أُولَٰئِكَ الْمُقَرَّبُونَ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ ثُلَّةٌ مِّنَ الْأَوَّلِينَ وَقَلِيلٌ مِّنَ الْآخِرِينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ مُّتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُونَ بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ وَفَاكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ وَحُورٌ عِينٌ كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Ves sâbikûnes sâbikûn(sâbikûne). Ulâikel mukarrabûn(mukarrabûne). Fî cennâti naîm(naîmi). Sulletun minel evvelîn(evvelîne). Ve kalîlun minel âhirîn(âhirîne). Alâ sururin mevdûneh(mevdûnetin). Muttekiîne aleyhâ mutekâbilîn(mutekâbilîne). Yetûfu aleyhim vildânun muhalledûn(muhalledûne). Bi ekvâbin ve ebârîka ve ke'sin min maîn(maînin). Lâ yusaddaûne anhâ ve lâ yunzifûn(yunzifûne). Ve fâkihetin mimmâ yetehayyerûn. Ve lahmı tayrin mimmâ yeştehûn(yeştehûne). Ve hûrun în(înun). Ke emsâlil lu'luil meknûn(meknûni). Cezâen bimâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
"Hayırda ve iyilikte önde olanların; ve Allah'a en çok yakın olanların girecekleri... ölümsüz gençlerin yanlarında baş ağrısı ve baş dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kâseler, ibrikler, kadehler, seçecekleri meyveler ve arzu duyacakları kuş etleriyle dolaşacakları, yanlarında inciler gibi ceylan gözlülerin bulunduğu... ebedî ziyâfetlere konacakları bâkî diyarlardır."
Bunlar, Kur'ân'ın Cennet âyetlerinden sâdece birkaçı. Peygamber Efendimiz (asm) sekiz cennetten haber verir ve meselâ abdesti tam ve kâmil alarak, abdestin sonunda "Şehâdet Kelimesi" getirenlerin sekiz Cennetin kapısından dilediklerinden girebileceklerini müjdeler (Müslim, Tahâret, 6).
Cennetin sekiz tabakasının sekizinin de damının Arş-ı Azam olduğunu beyan eden Bedîüzzaman Hazretleri, ehl-i Cennetin, bulundukları Cennetler ayrı ayrı da olsa, berâber bulunmalarına mâni olmadığını, çünkü Cennetin sekiz tabakasının da derece bakımından birbirinden yüksek bulunduğunu kaydeder (Sözler, s. 461).
İlim ve Cennet Kapıları
İlim tahsil eden kimseyle ilgili, Ebu Davud'un Sünen'inde ise özetle şu hadisler yer almaktadır:
"İlime giden yol, cennete giden yoldur"
"Dolunay yıldızlardan ne kadar parlak ise, âlimler de gece gündüz ibadet eden zahidlerden o kadar üstündür"
"Alimler, peygamberlerin vârisidir"
"Birinden ilim istenir de, o da bildiğini öğretmezse, ahirette Cehennem ateşi ile cezalandırılır"
Ebu Davud, Sünen
Tirmizî ise, Sahih'inin "Kitabü'l-İlm" bölümünde şu genel anlamları içeren hadislere yer vermektedir:
"İlim peşinde koşmak, Cennete kapı açmaktır"
"İlim yolunda giden, o yoldan dönmedikçe Allah yolundadır"
Tirmizî, Kitabü'l-İlm
İbn Mâce'nin Sünen'inde ise, "Kitabü'l-İlm" bölümü olmamasına rağmen bu konuda çok önemli bir hadise rastlamaktayız:
"İlim peşinde koşmak her Müslüman için farzdır." (İbn Mâce, "Mukaddime", 17, 224; I, 81)
İbn Mâce, "Mukaddime", 17, 224; I, 81
Buna göre hakiki ilim talebesinin cennetin bütün kapılarından gireceği ümit edilir.
1 Ra'd Sûresi, 13/35
2 Tevbe Sûresi, 9/72; Tâ-Hâ Sûresi, 20/76; Saff Sûresi, 61/12; Beyyine Sûresi, 98/8
3 Ra'd Sûresi, 13/22,23,24; Mü'min Sûresi, 40/8
4 Nahl Sûresi, 14/31
5 Kehf Sûresi, 18/31; Fâtır Sûresi, 22/33
6 Sâd Sûresi, 23/52
7 Kehf Sûresi, 18/107
8 Mü'minûn Sûresi, 23/1-11
9 Secde Sûresi, 32/16, 17, 18
10 Necm Sûresi, 53/11,12,13,14,15,16,17,18
11 Sâffât Sûresi, 37/40-49
12 İnfitâr Sûresi, 82/13
13 Vâkıa Sûresi, 56/10-38
14 Müslim, Tahâret, 6
15 Sözler, s. 461
16 İbn Mâce, "Mukaddime", 17, 224; I, 81 (Mısır, 1952). Diğer rivayetler için bkz. Kenzu'l-Ümmal, X, 131; 28651-29654