//-->


աաա.ʀǟʋʐǟ-ʀǟɖʏօ.Ʈʀ .ɢɠ İslam Dünyasına Açılan Eşsiz Bir Kapı
Toplist Ziyaretçi Defteri Anasayfa
Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!

Üye Panelİ

Forum Girisi
Kullanıcı adı:
Sifre:
Şifremi Unuttum | Kayıt Ol

B-S REKLAM

CSS Kutu (Çerçeve) Yapımı
CSS Kutu (Çerçeve) Yapımı

Anket

    • Sayfayı Nasıl Buldunnuz ?
      Gayet Güzel
      İyi
      Normal
      İdare eder
      Kötü

      (Sonucu göster)
  • Etİketler

    Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!

    Dost Sİteler

    Dini Bilgiler



    BAŞLIK

    Fikirlerini Paylaş, Sen de Kazanmaya Başla!

    İLETİŞİM

    BİZE ULAŞIN
    Geri dönüşüm için lütfen bir adres bırakın!
    E-mail adresin:
    İsmin:
    Mesajın:

    SPONSOR REKLAM

    Esma'ul Hüsna







      "O, yaratan, var eden, sekil veren Allah'tir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun sanini yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Hasr-24)"


      ALLAH
      (Varligi zorunlu olan ve bütün övgülere layik bulunan zatin özel ve en kapsamli adi)


      RAHMÂN
      (Bagislayan, esirgeyen)


      RAHÎM
      (Aciyan, esirgeyen)


      MELIK
      (Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi)


      KUDDÛS
      (Her eksiklikten münezzeh)


      SELÂM
      (Esenlik veren)


      MÜ'MIN
      (Güven veren, vaadine güvenilen)


      MÜHEYMIN
      (Kainatin bütün islerini gözetip yöneten)


      AZÎZ
      (Yenilmeyen yegane galip)


      CEBBÂR
      (Iradesini her durumda yürüten, yaratilmislarin halini iyilestiren)


      MÜTEKEBBIR
      (Azamet ve yüceligini izhar eden))


      HÂLIK
      (Takdirine uygun bir sekilde yaratan)


      BÂRI'
      (Bir model olmaksizin canlilari yaratan)


      MUSAVVIR
      (Sekil ve özellik veren)


      GAFFÂR
      (Daima affeden, tekrarlanan günahlari bagislayan)


      KAHHÂR
      (Yenilmeyen, yegane galip)


      VEHHÂB
      (Karsilik beklemeden bol bol veren)


      REZZÂK
      ((Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren)


      FETTÂH
      (Iyilik kapilarini açan, hakemlik yapan)


      ALÎM
      (Hakkiyla bilen)


      KÂBID
      (Rizki tutan, canlilarin ruhunu alan)


      BÂSIT
      (Rizki genisleten, ruhlari bedenlerine yayan)


      HÂFID
      (Alçaltan, zillete düsüren)


      RÂFI'
      (Yücelten, izzet ve seref veren)


      MUIZ
      (Yücelten, izzet ve seref veren)


      MÜZIL
      (Alçaltan, zillet veren)


      SEMI'
      (Isiten)


      BASÎR
      (Gören)


      HAKEM
      (Son hükmü veren)


      ADL
      (Mutlak adalet sahibi, asiriliga meyletmeyen)


      LATÎF
      (Yaratilmislarin ihtiyacini en ince noktasina kadar bilip sezilmez yollarla karsilayan)


      HABÎR
      (Her seyin iç yüzünden haberdar olan)


      HALÎM
      (Acele ile ve kizginlikla muamele etmeyen)


      AZÎM
      (Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


      GAFÛR
      (Bütün günahlari bagislayan)


      SEKÛR
      (Az iyilige çok mükafat veren)


      ALÎ
      (Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


      KEBÎR
      (Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


      HAFÎZ
      (Koruyup gözeten ve dengede tutan)


      MUKÎT
      (Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)


      HASÎB
      (Kullarina yeten, onlari hesaba çeken)


      CELÎL
      (Azamet sahibi)


      KERÎM
      (Fazilet türlerinin hepsine sahip)


      RAKÎB
      (Gözetleyip kontrol eden)


      MÜCÎB
      (Dileklere karsilik veren)


      VÂSI'
      (Ilmi ve merhameti herseyi kusatan)


      HAKÎM
      (Bütün emirleri ve isleri yerli yerinde olan)


      VEDÛD
      (Çok seven, çok sevilen)


      MECÎD
      (Sanli, serefli)


      BÂIS
      (Ölümden sonra dirilten)


      SEHÎD
      (Her seyi gözlemis olarak bilen)


      HAK
      (Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)


      VEKÎL
      (Güvenilip dayanilan)


      KAVÎ
      (Her seye gücü yeten, kudretli)


      METÎN
      (Her seye gücü yeten, kudretli)


      VELÎ
      (Yardimci ve dost)


      HAMÎD
      (Övülmeye layik)


      MUHSÎ
      (Her seyi tek tek ve bütün ayrintilariyla bilen)


      MÜBDI'
      (Ilkin yaratan)


      MUÎD
      (Tekrar yaratan)


      MUHYÎ
      (Can veren)


      MÜMÎT
      (Öldüren)


      HAY
      (Ebedi hayatta diri)


      KAYYÛM
      (Her seyin varligi kendisine bagli olup kainati idare eden)


      VÂCID
      (Diledigini diledigi zaman bulan bir müstagni)


      MÂCID
      (Sanli, serefli)


      VÂHID
      (Bölünüp parçalara ayrilmamasi ve benzerinin bulunmamasi anlaminda tek)


      SAMED
      (Arzu ve ihtiyaçlari sebebiyle herkesin yöneldigi ulular ulusu bir müstagni)


      KÂDIR
      (Her seye gücü yeten, kudretli)


      MUKTEDIR
      (Her seye gücü yeten, kudretli)


      MUKADDIM
      (Öne alan)


      MUAHHIR
      (Geriye birakan)


      EVVEL
      (Varliginin baslangici olmayan)


      ÂHIR
      (Varliginin sonu olmayan)


      ZÂHIR
      (Varligini ve birligini belgeleyen birçok delilin bulunmasi açisindan asikar)


      BÂTIN
      (Zatinin görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açisindan gizli)


      VÂLÎ
      (Kainata hakim olup onu yöneten)


      MÜTEÂLÎ
      (Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


      BER
      (Iyilik eden, vaadini yerine getiren)


      TEVVÂB
      (Kullarini tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)


      MÜNTAKIM
      (Suçlulari cezalandiran)


      AFÜV
      (Hiçbir sorumluluk kalmayacak sekilde günahlari affeden)


      RAÛF
      (Sefkatli)


      MÂLIKÜ'L-MÜLK
      (Mülkün sahibi)


      ZÜ'L-CELÂLI ve'l-IKRAM
      (Azamet ve kerem sahibi)


      MUKSIT
      (Adaletle hükmeden)


      CÂMI'
      (Toplayip düzenleyen, kiyamet günü hesaba çekmek için mahlukati toplayan)


      GANÎ
      (Her seyden müstagni, kendi disinda her sey O'na muhtaç)


      MUGNÎ
      (Zenginlik verip tatmin eden)


      MÂNI'
      (Dilemedigi seyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü seylere engel olan)


      DÂR
      (Zarar veren)


      NÂFI'
      (Fayda veren)


      NÛR
      (Nurlandiran, nur kaynagi)



      HÂDÎ
      (Yol gösteren, murada erdiren)


      BEDÎ'
      (Esi ve örnegi olmayan, sanatkarane yaratan)


      BÂKÎ
      (Varliginin sonu olmayan)


      VÂRIS
      (Varliginin sonu olmayan)


      RESÎD
      (Bütün isleri isabetli ve hedefine ulasici, irsad edici)


      SABÛR
      (Çok sabirli)


      ©RavzaRadyo.Tr.Gg
      ALLAH c.c En Güzel Isimleri

    Veda Hutbesi





      Veda Hutbesi

      Bismillahirrahmanirrahim

      EY İNSANLAR!

      Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

      İNSANLAR!

      Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


      ASHABIM!

      Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


      ASHABIM!

      Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

      ASHABIM!

      Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


      İNSANLAR!

      Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

      İNSANLAR!


      Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

      hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


      MÜ'MİNLER!


      Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

      MÜ'MİNLER!

      Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


      ASHABIM!

      Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

      İNSANLAR!

      Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

      İNSANLAR!

      Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

      İNSANLAR!

      Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

      "-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

      Şahid ol yâ Rab!

      Şahid ol yâ Rab!

      Şahid ol yâ Rab!


    İstatistikler

      İstatistikler

      Nerdeyim: seytanhikayeleri1
      Bugün Ziyaretçi: 72
      Bugün Tıklama: 108
      Toplam Ziyaretçi: 116295
      Toplam Tıklama: 240672
      Hangi Ülke: us
      Ülke Kodu: us
      Online: Kişi var
      3.129.23.214

    .: Günün Ayeti :.

    .: Günün Hadis-i Şerif-i :.

    .: Günün Sözü :.

         

    Ravza-Radyo =>seytanhikayeleri1

    yazarYazar: Ravza-Radyo | tarihTarih: |

    ((¯`» Ravza-Radyo «´¯)) ((¯`» İslam Dünyasına Açılan Eşsiz Bir Kapı «´¯))

    seytanhikayeleri1

    >Eyyub (a.s) ve Kıskanç Şeytan
    Eyyub (a.s.) Suriye dolaylarında halkı Allah yoluna çağırmış ve bu arada başına birçok belâlar gelmesine rağmen hepsine gönül rahatlığı ile katlanarak üstün bir sabır örneği olmuş bir Peygamber'dir.

    Önceleri çevresinde eşi az bulunan büyük bir zengindi. Yine bir Peygamber sülâlesinin torunu olan babasından kendisine büyük bir miras kalmıştı. Sürü sürü koyunları, kervan kervan develeri ve bir o kadar sayıda katır ve eşekleri vardı. Civardaki en verimli tarlaların ve çayırların sahibi de kendisi idi.

    Öyle iken dünyanın servet ve zenginliğinde zerre kadar gözü yoktu. Dünya malının yine dünyaya kalacağını; servet ve zenginliğe aldananın hem dünyada hem de âhirette sefil olacağını iyi biliyordu. Zenginliği ile olduğu kadar benzersiz cömertliği ile de ün ve şöhret salmıştı.

    Kimsesiz yetimlerin öz babası, dulların koruyucusu ve yoksulların kayırıcısı idi. Civardaki bütün dara düşenler ve geçimini temin edemeyenler onun varlıklı kapısına başvururlar ve sayıları ne kadar çok olursa olsun hiçbirinin eli boş dönmezdi. Zengin ve cömert Eyyûb'ün çoluk çocuğu da kalabalıktı. Üç tane karısı ve on dört tane çocuğu vardı. Şeytan Eyyub (a.s.)'ın zengin servet ve malına rağmen dünyaya gönül vermemesine, varlığını ve malını Allah'ın adamış olmasına karşı çıldırtıcı derecede kıskançlık duyuyordu. "Eyyub (a.s.) hem bu dünyasını hem de öbür dünyasını kazanmanın sağlam yolunu tutmuştur. Ne yapıp etmeli ve hiç olmazsa dünyalarından birini yıkmalı; hatta mümkün olursa her ikisini de altüst etmeli" diye düşünüyordu.

    Öte yandan yüce Allah (c.c.), lânetlik şeytanın neler düşündüğünü, dosdoğru yola koyulmuş Eyyub'e ne benzersiz bir kıskançlıkla göz diktiğini biliyordu. Bir gün şeytanın içindekileri dökmesi için ona şöyle sordu; "Sevgili kulum Eyyub hakkında neler düşünüyorsun?" Şeytan fırsatını bulmuştu; hemen cevap verdi; "Ne olacak! Eyyub ateşin yakmakla bitiremeyeceği geniş bir servetin sahibidir. Zenginliğinin hatırı ve malının elinden çıkmaması için sana bağlılık göstermekte ve ibadet etmektedir. Malını yitirip rahatı ve saadeti elinden kaçsa bir saatliğine bile sana bu günkü gibi bağlılık göstermesi mümkün değildir."

    Yüce Allah (c.c.) Peygamberlerinden biri olan Eyyub'u iyi tanımakta ve yoluna bağlılığının dünya serveti ile uzaktan yakından ilgili olmadığını kesinlikle bildirmektedir. Bu apaçık gerçeği, Allah'a karşı gelmenin yolunun ilk koyucusu olan lânetlik şeytana da ispat etmeyi diler, yukarıdaki iddialara cevap vermek üzere şöyle der; "Sen her zaman olduğu gibi yine yanılıyorsun. Eyyub'un bana olan bağlılığı, dünya hayatına kavuşmuş olması ile alâkalı değildir. Dünyadaki en yoksul ve en çaresiz kullarımdan biri olsa O, yolunu değiştirmeyecektir. Bunu iyi biliyorum, ama mademki sen tersini düşünüyorsun, dediklerimin doğruluğunu sana da ispat edeceğim. Sevgili kulum Eyyub'ü imtihana tabi tutacağım. O'nu, sahip olduğu servet ve saadetinden iyice mahrum bırakarak çekilmez acıların kucağına atacağım. Göreceksin, bakalım, eşsiz ve samimi kulluğunda bir değişiklik, bir gevşeklik gösterecek mi?"

    Yüce Allah'ın şeytana söylediği sözlerin arkasından gelen yıllar Eyyub'un ardı arkası gelmez belâ ve felâket yılları oldu. Önce yaygın bulaşıcı bir hayvan hastalığı bütün sürülerini ve kervanlarını göz yumup açana kadar silip süpürdü. Durumu Eyyub Peygamber'e bildirmeye geldikleri zaman O'nu namazlığın üzerinde diz çökmüş, biricik Allah'ına yalvarırken buldular. Eyyub'un kâhyasına verdiği cevap gayet kısa olmuştur; "Sürü ve kervanları bana veren Allah'tır. Şimdi alan da O, ne yaparsa yerli yerindedir."

    Arkasından beldeye çöken kavurucu bir kuraklık. Eyyub'un bütün tarlarını verimsiz kum yığını haline getirdi. Allah'ın sevgimi Peygamber'i bu afeti de eşsiz bir dayanıklılıkla karşıladı. İbadet ve Allah'a bağlılığında zerre kadar eksiklik ve gevşeklik göstermedi. Fakat felâketler Eyyub'u durmadan kovalıyor, tükenmek bilmiyordu. Bir gün komşu evlerde ancak zararsız bir sarsıntı olarak duyulan bir deprem evini, aile halkının üzerine yıkmış; üç karısından ikisi ile birlikte bütün çocukları çöküntüler altında can vermişti.

    Eyyub'un başına gelen felâketler bu kadarla da kalmadı. Dillere destan olmuş servetini ve çoluk çocuğunu kaybettikten sonra ağır ve bulaşıcı bir hastalığa da yakalandı. Yine de Allah'a bağlılıktan ve kesintisiz ibadetten bir adım geri kalmadı. Yanında bir tek karısı kalmıştı. Beraberce bir fakir kulübesine sağındılar. Servetinin bol olduğu günlerde önünde saygı ile eğilen halk, birbirini kovalayan felâketlerin sonunda çaresiz bir sefalete düşünce Eyyub'den iyice yüz çevirdiler.

    Eyyub'un hastalığı günden güne ilerliyor ve vücudunu adım adım tüketiyordu. Her tarafını kurtlar sarmıştı. Günün birinde komşuları, kocasının yastığı başından ayrılmayan eşine başvurarak şöyle dediler; "Eyyub'un hastalığı çok tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalıktır, Şehrimize yayılmasından endişe duyuyoruz. Onun için sen hemen kocanı yanına alarak şehrimizi terket yoksa sizi zorla çıkaracağız."

    Haberi duyan Eyyub (a.s.) bu felâketin karşısında da sabır ve bağlılığını elden bırakmadı. Hemşehrilerinin dediklerine uyarak kulübesinden ayrılmaya karar verdi. Sadık eşinin sırtında, doğup büyüdüğü ve iyi günlerinde bütün hayatında saygı gördüğü şehrinden ayrılarak yakınlardaki bir ormana sığındı.

    Karsı şehirden getirdiği balta ile ağaç keserek içinde oturabilecekleri bir kulübe yaptı. Eyyub (a.s.) yine ibadetine devam ediyor; olup bitenler karşısında bir tek şikayet sesi bile yükselmiyordu. Halbuki Peygamberlerin duası reddedilmezdi. Durumunun düzelmesi için bir defa bile el kaldırıp Allah'ına yalvarsa duası kesinlikle kabul edilecek ve tekrar eski günlerine dönecekti.

    Fakat gönlünde Allah'tan gelen herşeyi hoşnutlukla karşılayan sarsılmaz bir iman aydınlığı barındırıyordu. İşin sonu nereye varırsa varsın; başına ne ölçüde çekilmez ve katlanmaz felâketler gelirse gelsin, şahsı adına yüce Allah'ın işine karışmayı düşünmüyordu.

    Hatta bir defasında karısı O'na "Sen büyük bir Peygambersin. Allah'a yalvar da hiç olmazsa seni öldürücü hastalıktan kurtarsın" diye teklif edince önce gücenmiş; sonra da eşine şu cevabı vermiş; "Ne yüzle durumumdan şikayet edecek ve Allah'tan iyi günler dileyeceğim. Zenginlik ve saadet için geçen seksen seneme karşılık üç dört yıldan beri felaketli yıllar yaşıyorum. Felaketli yıllarım iyilik ve rahmet içinde geçen günlerim kadar oldu mu ki ağzımı açmaya yüzüm olabilsin?"

    Ağır ve devasız hastalık nihayet sabırlı Eyyub'ü artık bitirmek üzere idi. Vücudunu tarayan kurtlar her yanını tüketmiş, sadece kalbi ile dili kalmıştı. Artı yenecek bir tarafı kalmadığı için kemik kalıntısı haline gelen vücudunu terk eden kurtların ikisi dili ile kalbine saplanmıştı.

    O, ana kadar hiçbir insanoğlunun eşini gösteremeyeceği bir sabırla başına gelen felâketlere katlanan Eyyub (a.s.) kalbi ile dilini kurtlar sarınca gözyaşları dökerek Allah'a şöyle sesleniyordu:

    "Yüce Allah'ım. Şu ana kadar başıma gelenler halkın düşüncesine göre her ne kadar ağır felâketler idiyse de benim umurumda değildi; hiçbirini sana karşı şikayet etmemi gerektirecek sebepler olarak görmedim. Başıma ne gelirse gelsin sana karşı taşıdığım imanla aydınlanan bir kalbim ve her an seni zikreden bir dilim vardı. Bu iki âzâ ile sana karşı olan kulluğumu yerine getirebiliyordum.

    Ama şimdi kurtlar bu âzalarıma saldırdılar. Onlardan da mahrum kalırsam sana karşı beslediğim imanı nerede taşıyacak ve seni neyle anacağım. Şu andaki derdim ve gözyaşlarım bu yüzdendir."

    Bunun üzerine imtihanı tam bir başarı ile bitiren Eyyub'e yüce Allah (c.c.) önce sıhhatini sonra da daha evvel elinden çıkan servet ve evlâtlarını geri vererek onu eski rahat günlerine döndürdü.

    Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor:

    "Eyyub'un duasını kabul ettik. Üzerinden belâ ve musibetleri savdık. O'na (önce sıhhatini sonra da daha evvel) elinden çıkan servet ve evlâtlarını geri verdik. Üstelik de daha da çoğaltarak tarafımızdan nimet verdik. Bütün bunları Allah'a ibadet edenlere öğüt (ve ibret) olsun diye yaptık." (Enbiya, 84)

    Yüce Allah (c.c.) cümlemizi belâ ve musibetlere karşı sabırla katlanan kullarından eylesin, âmin...
    Bugün 72 ziyaretçi (108 klik) kişi burdaydı!
    Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
    Ücretsiz kaydol